peygamberimizin ticari hayattaki dürüstlüğünü bir örnekle açıklayınız

EitimBir-Sen ve Memur Sen Genel Bakan Yakın geçmişe kadar birçok yenilikleri ve fırsat-ları kaçıran Türkiye, zaman kaybetmeksizin eğitim alanında kapsamlı bir değişim ve dönüşüm süre-cini hayata geçirmek zorundadır. İdeolojik kaygı-ların etkisiyle geçen yüzyılı heba eden Türk eğitim sistemi, 21. Çobansakli şifa. Hz. Ali (a.s.) Duyurdu ki Halkın arzularını yerine getir ,onlara güzel övgü de bulun ,tahammül ettikleri zorlukları sürekli dile getir .Çünkü yaptıkları güzel işler çokça zikretmek yiğitlikleri hareketlendirir geri kalmış olanları işe teşvik eder. Öncelik le tanıtın. Bu noktada yanlış bir anlayışı düzeltmekte yarar görüyoruz. Davacı kimse, din kardeşinin 99 koyunu olduğunu ve onun kendisinde bulunan bir koyunu da istediğini söylemektedir. Bundan Hz. Davud'un 99 hanımı olduğu ve onun bir hanım daha alarak eşlerinin sayısını 100'e tamamlamak istediği anlaşılmaktadır. Fakat bu örnekle YüceAllah her bir insana, ancak kapasitesi nispetinde sorumluluk yüklemiş olduğuna göre; bu sorumluluğu yerine getirmesinde, nefsinden başka bir engelin olmadığı ortaya çıkar. Her bir Müslüman kendi nefsini Allah’ın istediği şekilde değiştirmekle, ailesi dâhil diğer insanların da değişmesi için çalışmakla A Satılmış mal üzerine pazarlık yapmamak. B) Kâr sınırlamasına gitmek. C) Malın kusurunu söylemek. D) Ticarette yemin etmemek. E) Alışverişteki anlaşma şartlarını iki şahit huzurunda yazılı metne dönüştürmek. Cevap: B. 10. Sınıf Ata Yayıncılık Peygamberimizin Hayatı Ders Kitabı Sayfa 114 Cevabı ile ilgili Rencontre Amoureuse Gratuite En Cote D Ivoire. Peygamberimizin Ticaretle İlgili Tavsiyeleri Peygamberimiz’in ticârî hayat ve alışverişle ilgili bazı tavsiye­lerini sıralayalım 1. Bir müslümanın yaptığı alışveriş üzerine, diğerinin yapmaması[1], diğer bir ifade ile “bir müslümanın pazarlığı üzerine pazarlık yapmaması.”[2] 2. Müşteri kızıştırmaktan kaçınılması.[3] 3. Müstahsilin malının pazara gelmeden ucuza kapatılmaması.[4] 4. Ticarette doğruluğa önem verilmesi, yalandan kaçınılması, söz verilince o sözde durulması, bir şey emanet edilince de emane­te hıyanet edilmemesi.[5] 5. En hayırlı kazancın, kişinin kendi eliyle kazandığı şey olma­sı.[6] 6. Alışverişte karşılıklı güven duygusunun yaşanması, alışve­rişte dürüstlüğün bereket vesilesi olacağı; satılan mal ile ilgili ger­çeklerin gizlenmesi ve olduğundan farklı gösterilmek istenmesi ha­linde bereketin kalkacağı.[7] 7. Zengin tacirin takvadan uzaklaşmaması; dinî, içtimâî, mâlî sorumluluklarının gereğini yenine getirmesi.[8] 8. Borç, bir ihtiyacı gidermek için alınmalıdır, telef etmek, zaruri olmayan şeylere harcamak için değil.[9] Borcu ödemek, esas olmalıdır. 9. Darda kalan iyi niyetli borçluya mühlet vermek, büyük sevâptır.[10] 10. Yalan yere yemin ile malın sürümünü artırmak isteyen, neticede kazancın bereketini giderir.[11] 11. Rızık temin ederken helâl yoldan ayrılmamak icâbeder.[12] 12. Yanında işçi çalıştıran kişi, emeğinin hakkı ne ise hemen ödemelidir. Hadiste bu “Alnının teri kurumadan!” diye belirtilir.[13] 13. İyiler ve doğrular dışında yalancı, sahtekâr ve aldatan tâcirler, kıyamet gününde kabirlerinden günahkâr olarak kalkacak­lardır.[14] 14. Dürüst ve güvenilir tâcirler; “Peygamberler, sıddikler ve şehitlerle beraber” olacaklardır.[15] 15. Eksik ölçüp tartmak, milletlerin helâkine sebeptir.[16] 16. Spekülasyon Karaborsa yani bir malı ucuzken alıp kasıt­lı olarak piyasaya sürmemek ve ancak pahalılaşınca sürmek ya da halkın ihtiyacı olan maddeleri piyasadan toplamak yasaktır. Bunu yapan kişiler, lânetlenmişlerdir.[17] 17. Yapılan işi, sağlam yapmak. Zira “Bir müslüman işini dik­katli ve sağlam yaparsa, Cenâb-ı Allah buna memnun olur.”[18] 18. Şartlar ne olursa olsun çalışmak esas olmalıdır. Hz. Peygamber’in şu hadisi bu açıdan çok anlamlıdır “Sizden birinizin sırtına bir demet odun yüklenip bu suretle kazancını sağlaması, birine el açıp dilenmesinden -el açtığı adam versin vermesin- daha hayırlıdır.”[19] 19. Yürütülen işin başarılması için gayret etmek, işe erkenden koyulmak.[20] İşte Resûl-i Ekrem kendi emriyle kurulan müslüman çarşı-pazarına sık sık çıkıyor, müslümanları çalışmaya, helâlinden kazanmaya teşvik ediyor, bazı dükkânlara girerek ölçüye tartıya yardım ediyor, “böyle ölçün, böyle tartın” diyerek ölçüde ve tartı­da doğruluğu öğretiyordu. Müslümanları iş hayatında ve ticarette dürüst olmaya yöneltiyordu. Biz, Resûlüllâh’ın bu mânâdaki tavsi­yelerinden bazılarını yukarıda sıraladık. İş hayatı, işi yürüten, ça­lışan işçi, malı satan tâcir, alan tüketici, meyve ve hububat üreticileri müstahsil, şirketler, ortaklıklar vs. hakkında daha yüzlerce tavsiye ve esasın olduğunu hatırdan uzak tutmamalıyız. [1] Müslim, Büyû’, 11. [2] Müslim, Büyû’, 9. [3] Müslim, Büyû’, 11. [4] Buhârî, Büyû’, 71; Müslim, Büyû’, 7. [5] Buhârî, İman, 24; Müslim, İman, 106; Tâc, II, 338 vd. [6] Buhârî, Büyû’, 15; Tâc, II, 334. [7] Buhârî, Büyû’, 19; Müslim, Büyû’, 51. [8] Müslim, Zühd, 11. [9] Buhârî, Zekât, 18. [10] Buhârî, Büyû’, 18; Tirmizî, Büyû’, 65; Tâc, II, 342-343. [11] Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 235; Tâc, II, 353. [12] İbn Mâce, Ticârât, 2. [13] İbn Mâce, Ruhûn, 4. [14] Tirmizî, Büyû’, 4; Tâc, II, 341. [15] Tirmizî, Büyû’, 4; İbn Mâce, Ticârât, I; Tâc, II, 341. [16] Bk. Mütaffifin, 83/1-3; Tirmizî, Büyû’, 9; Tâc, II, 348. [17] İbn Mâce, Ticârât, 6; Tâc, II, 357 vd. [18] M. Yaşar Kandemir, Örneklerle İslâm Ahlâkı, 326. [19] Tâc, II, 333 Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî. [20] Tâc, II, 336 Tirmizî; İlgili hadisleri bir arada ve daha geniş incele­mek için bk. Tâc Bekir Sadak Tercemesi, II, 331-400; M. Yaşar Kandemir, Örneklerle İslâm Ahlâkı, 2. Baskı, İstanbul 1980, 315-328; Mahmud Denizkuşları, Hadislerin Işığında Günlük Hayatımız, İstanbul 1983, 112-125. İlgili haberler Önemli Uyarı Yapmış olduğumuz bu çalışmada Hz. İsa’ya kadar yapılan kronoloji de bizim temel aldığımız ve uyguladığımız hesaplama kaynağı Peygamber Efendimizin SAV, ” insanlığın ömrü Hz. Adem’den kıyamete 7000 yıl olacaktır” hadisidir. Ve bizim bu hadisi sahih kabul etmemizdendir. Ancak yapılan arkeolojik kazı çalışmalarının edindiği sonuçların vermiş olduğu insanlığın tarih sonuçları farklılık addetmektedir. Örneğin en son Urfa’daki Göbekli Tepe yerleşimini 10000’e kadar tarihlendirmiş bulunmaktalar. Bu farklılık, hesaplama şeklinden olabileceği gibi farazi yaklaşımların neticesi de olabilir. Bizim yaptığımız tahmini tarihlendirmelerin çelişmemesi adına, hem sahih olduğunu düşünerek hadisi, hem de kazı sonuçlarını dikkate alarak Hz. Adem’den Hz. İbrahim’e iki farklı tarih ile ilerleme uygun görülmüştür. Parantez içinde Göbekli Tepe tarihi referans alınmıştır. Son olarak yine belirtmekte ve uyarmakta fayda görüyorum ” Bu çalışma tarih ispat amacı gütmemektedir, tarih kronolojisinden ziyade bir insan yaşam kronolojisidir. Yani tarihlerin bilimsel, kanıta dayalı gerçeklikleri yoktur.” EVRENİN YARATILIŞI İLE İLGİLİ BİLGİLERE BURAYA TIKLAYARAK ULAŞABİLİRSİNİZ. * { PAZAR GÜNÜ, Kâinat yaratılmaya başlandığı ilk gündür. * { PAZARTESİ GÜNÜ, Allah, iki günde arzı, önce 7 kat gökyüzünü sonra yeri yarattı. * { SALI GÜNÜ, Allah, dağları ve dağlarda olan faydalı, faydasız şeyleri yarattı. * { ÇARŞAMBA GÜNÜ, Allah, ağaçları, suları ve geri kalan bitkileri nebatları yarattı. Bu dört günün ikisinde bütün Yeri ve öteki ikisinde Yerde ne gibi şeyler varsa yarattı. Böylece bunlar tamam oldu. * { PERŞEMBE GÜNÜ, Allahü Hak Teâlâ, gökleri, arşı, kürsüyü yarattı. Cuma günün öncesinde tâ üçüncü saat tamamlanıncaya kadar, ay ve güneşi ve melekleri yarattı. Dördüncü ve beşinci saatte hiç bir şey yaratmadı; bu iki satte cihan Meleklerin elindeydi. * { CUMA GÜNÜ, Perşembe’ nin Altıncı saatinden { ki o günün yarısıydı } tâ Cuma gününün son saatine kadar, Allah, Âdem peygamberi yarattı ve Meleklere Âdem’e secde edin ! Emrini verdi. Melekler de O na secde ettiler. Âdem Aleyhiselam Cennet’ e girdi, Cuma günün son saati geçincede Cennetten çıkartıldı. * { CUMAERTESİ GÜNÜ, Bu gün Allahu Teâlâ hiç bir şeyi yaratmadı. Dünyanın halkı o gün tamam olduydu. PEYGAMBERLER TARİHİ KRONOLOJİSİ 4890 Hz. Âdem’in yeryüzüne indirildiği tahmini tarih. İnsanlık tarihi yıl süreceği tahmin edilerek hesaplanan tarihtir. 930 ile 960 yıl yaşadığı rivayetler arasındaki en güçlü Havva ile evliliklerinden; ilki, Kaabil/Eklimya, ikincisi, Hâbil/Lebuda olmak üzere 120 çift bazı kaynaklarda 20 çift çocukları dünyaya geldi. Hz. Âdem’in yerine geçecek olan tek doğan Hz. ŞitŞis’dir. Hz. Şit Hâbil’in öldürülmesinden 5 yıl sonra, adının anlamına istinaden Allah’ın hediyesi olarak Hâbile karşılık verilmişti. Lakabı Safıyyullahtır. 4690 Hz. Adem Adam ile Hz. Havva’ nın dünyada buluşması. Arafat ovasında buluştular. 4583 Hz. Şit Seth / Şis tahmini doğum yılları. Tahmini 912 yıl yaşadı. 3960 Hz. Şit. Bu tarih aynı zamanda Hz. Adem’in vefat tarihi olarak tahmin edilmektedir. Çünkü AdemAleyhiselamın yerine kendisi geçmiştir. Hz. Şit’in 912 yıl yaşadığı tahmin ediliyor. Ondan sonra oğlu Enuş Anuş950 yıl, yerine oğlu Kaynan 800 yıl , yerine Mehlail 895 yıl , yerine Yerd 926 yıl , ölünce yerine Uhnuh yani Hz. İdris geçti. ŞitAleyhiselam ile İdris Aleyhiselam arasında Peygamber gelmedi. 3600 Hz. İdris Enpch, Hz. Adem’den sonra ilk kalem tutandır, dünyada ilk elbiseyi dikendir. 60 yaşında iken ölüp tekrar diriltildi. Kendisine önce cehennem sonra cennet gösterildi. Cennete girip Allah’ın dileğini kabulüyle bir daha çıkmadı. Hz. İdris göğe çekilince 165 yaşındaydı yerine oğlu Müveşlik MettuŞelah 917 yıl , yerine Lemek 700 , yerine Nuh Aleyhiselam geçti 3480 Hz. Nuh’un Noah doğumu. Hz. Âdem ile arası yaklaşık 1500 yıl olduğu sanılmaktadır. İnsanlığın ikinci babası ve gemicilik zanaatının piridir. Nuh Aleyhi Selam 950 tebliğ görevinde bulundu. 2530 Nuh Tufanı, tufandan sonra Hz. Nuh 50 yıl yaşadı.100,160 yıl diye geçen kaynaklarda mevcuttur. Nuhun üç oğlu SÂM nesli; yeryüzünün orta üst kısmı, BeytülmakdisMescidi Aksa, Nil, Feysun, Fırat, Dicle, Seyhan, Ceyhan beş ırmağın suladığı Aramiler, İbraniler,Süryaniler, Keldaniler ve Fenikeliler gibi milletler. Hz. Nuh’tan sonra Hz. Muhammed kadarki bün Peygamberler Sâm soyundan gelmişlerdir. HÂM nesli; Nilin batısına ve arkasına düşen yerler. Arîler ya da Hintliler, Berberiler, Kıptiler, Farslılar, Kürtler ve Avrupalı milletler. YÂFES nesli; Mağrıb ile Meşrik arasında konaklamıştır. Erzurum’a kadar Türklerin dahil olduğu ve Arab olmayan bütün yurtların dahil olduğu soylar. Moğollar ya da Turanlılar, Türkler Orta Asyalılar dahil, Çinliler, Japonlar ve Moğollar gibi milletler. 2480 Hz. Nuh’un vefatı. Yerine oğlu Sâm geçti ve 600 yıl yaşadı. Yerine oğlu Efrafşed Erfahşud geçti 465 yıl , yerine Şalıh geçti 430 yıl , yerine Abir 340 yıl , yerine Fâlığ 239 yıl , yerine Ergu geçti. 200 yıl Ergu’ nun zamanı Babil’de oturan zorba Nemrud’un dönemine denk gelmektedir. Yerine Sarug 230 yıl , bu dönemde halkın bir kısmı putlara,taşlara,ağaçlara bir kısmı suya, rüzgara tapmaya başlamıştı. Sarug ölünce yerine oğlu Nahor geçti. Bu dönemde çok şiddetli bir sarsıntı meydana geldi ve bütün putlar yıkıldı, ancak tekrar putları diktiler. 2440 ? Hz. Hûd Eber 464 yıl yaşadı. Âd kavminin peygamberidir. 2400 ? Hz. Salih Shelah 258 veya 280 yıl yaşadı. Semûd kavminin peygamberidir. 2337 Hz. İbrahim’in Abraham doğumu. 175/200 yıl yaşadı. Hz. İbrahim’den sonraki bütün peygamberler Hz. Lut istisna, Hz. İbrahim’in kardeşi Haran’ın oğludur. İbrahim Peygamberin soyundan gelmiştir. 2251 Hz. İsmâil’in Ishmael doğumu. 2237 Hz. İshak’ın İzaac doğumu. 160/185 yıl yaşadı. 2233 Hz. İsmâil’in annesi Hz. Hacer 90 yaşında vefat etti. 2150 Hz. İbrahim’in vefatı. Mezarı Filistin, Batı Şeria’da Habrun/ Hebron 2115 Hz. İsmâil’in vefatı. 137 yaşındaydı. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed SAV, İsmâil Peygamber’in neslinden gelmiştir. Hz. İbrahim’den sonraki diğer bütün Peygamberler ise Hz İsmâil’ in kardeşi Hz. İshak soyundan gelmiştir. Hz. İshak’ tan sonraki bütün Peygamberler Hz. Yakub neslinden gelmiştir. Üç Peygamber müstesna Hz. Muhammed SAV Hz. İsmâil neslinden, Hz. Eyyub ve Hz. Zülkifl Hz. Yakub’un ikizi İys İsh, İs neslinden gelmiştir. 2067 Hz. İshak’ın vefatı. 2062 Hz. Lût Lot, Hz. İbrahim’in kardeşi Haran’ın oğlu ve kendisine ilk iman edendir. 1830 Hz. Yakup Jacob , Hz. Yusuf’tan 27 yıl önce vefat etti. Lakabı İsrail’dir. Kendisinden sonraki bütün nesil İsrailoğulları olarak adlandırılacaktır. Babası, Hz. İshak’ tan sonraki bütün Peygamberler kendi neslinden Hz. Yakub neslinden gelmiştir. Üç Peygamber müstesna Hz. Muhammed SAV Hz. İsmâil neslinden, Hz. Eyyub ve Hz. Zülkifl Hz. Yakub’un ikizi İys İsh, İs neslinden gelmiştir. 1770 Hz. Yusuf Joseph 120 yıl yaşadı. Mısır’da peygamberlik yaptı. 1750 Hz. Eyyub Job , Üçüncü kuşaktan Hz. İbrahim’in oğlu neslindendir. Yaklaşık 125 yıl yaşamıştır. İbtilası 18 yıl sürdü. 1650 Hz. Zülkifl / Kifl Ezekiel , 75 yıl yaşamıştır. Hz. Eyyub’un oğludur. 1600-1560 Hz. Şuayb jethro , Musa ın kayınpederidir. Medyen ve Eyke halkına peygamber olarak gönderildi. 140 yıl yaşadı. 1550 Hz. Musa’nın Moses doğumu. 120 yıl yaşamıştır. Hz. Yûşa ve Hz. Kâlib, Hz. Musa’nın yardımcılarıdır, daha sonra sırasıyla ikisine de Peygamberlik verilmiştir. 1500 Hz. Yûşa’nın Yehoşua/Yeşu doğumu. Yaklaşık 125 yıl yaşamıştır. İsrailoğullarını Musa dan sonra Tevrat hükümlerine göre 27 yıl idare etmiştir. Kendisinin döneminde Fars’da ilk 20 yıl Kral Minuşihr Minucihr , 7 yıl Kral İfrasyab yönetici idi. Hz. Musa ile Hızır Aleyhiselam’nın yolculuğuna o da refakat etti. 1433 Hz. Harun’ un Aaron vefatı. Allah Musa peygamberin isteği üzerine abisi Harun’u kendisine yardımcı tayin etmiş ve böylece İsrailoğullarına peygamber olarak gönderilmiştir. Yumuşak huylu, sakin davranışlı olduğu için çok sevilirdi. ? ?-? ? Hz. Hızır . Çok geniş bir zaman diliminde ismi anılmaktadır, hâla yaşadığı rivayet edilir. Kur’an-ı Kerim’de Musa Aleyhiselam ile yolculuğu anlatılır. Allah Azze ve Celle kendisine özel bir ilim vermiştir. Halen sağ olup her sene Hacc mevsiminde İlyas Aleyhiselam ile buluştukları rivayet edilir. Ancak hakkında söylenenler Kur’an ve Hadislerden başka hep tartışılmıştır doğrusunu Allah bilir. 1430 Hz. Musa’nın vefatı. 1375 Hz. Yuşa’ ın vefatı. 1350 Hz. Kâlib b. Yüfena, Musa Aleyhiselamınkızkardeşi Meryem’in kocası yani Hz. Musa’nın damadı. Hızır Aleyhiselam ile yolculuğunda Musa yerine vekil kalmıştır. 1300 ? b. Nûri, Hz. Kâlib b. Yüfena’nın oğlunun vefatından sonra Allah onu İsrailoğullarına peygamber olarak göndermiştir. 27 yıldan sonra Babil diyarına hicret etmiş ve orda vefat etmiştir. 1250 Hz. İlyas Elijah Rivayete göre kavminin imansızlığına ve bal mumuna tapınmasına kızan Hz. İlyas Allahu Teâlâ’dan kendisini gökyüzüne kaldırması için dua etmiş, bunun üzerine belirlenen bir yerde yanında Elyas’a da varken gökten gelen ateş gibi bir ata binip havalanmış, nübüvvet simgesi olarak da aşağıda kalan Elyas’ a hırkasını atmış ve semaya refedilmiştir. 1200 Hz. Elyesa, Hz İlyas göğe kaldırıldıktan sonra yerine Elyesa gelmiştir. 1150 ? Hz. Yûnus Metta oğlu Âsurlular zamanında Ninova halkına peygamber olarak gönderildi. 1100 Hz. Şemûyel Samoyel / İşmoil ’in Peygamber olarak geldiği tarih. Hz. Elyesa’dan sonra İsrailoğulları Peygamberlerin bir kısmını öldürüp büyük günahlar işlediler. Peygamberlere bedel olarak Allah üzerlerine zorba hükümdarlar ve diğer milletleri musallat etti. Allah’a yalvarmaları sonucu Şemûyel’iİsrailoğullarına peygamber, Tâlut’u da melik yani hükümdar etti. Şemûyele, Allah vahyetti ve Calut’u, İşa’ nın oğlu Davut’un öldüreceğini vahyetti. 1029 Hz. Davud David , babası İşa’nın duvar gibi sağlıklı 12 oğlundan zayıf, hastalıklı, gür ve güzel sesli, güzel huylu, temiz kalpli ve oldukça anlayışlı olan 13. Oğlu idi. Hz. Şemuyel zamanında Calut ile mücadelede aranan kişi idi. Yerine oğlu ve peygamber olan Hz. Süleyman geçti. 1000 Hz. Davud Kudüs şehrini ele geçirdi. 973 Hz. Süleyman’ın Solomon doğumu. Süleyman Peygamberin devleti geniş, askeri çok ve çeşitli, hakimiyeti de muazzamdı. Kendisinden ne önce ne de sonra hiç kimseye böyle bir şey verilmiş değildi. 950 Hz. Süleyman BeytülMakdis’ i Mescid-i Aksa’yı inşa etmiştir. 920 Hz. Süleyman’ın vefatı. 1000/900 Hz. Lukman. Hz. Lukman Davud Aleyhiselama ilmiyle ve hikmetiyle vezirlik etmiştir. Simsiyah tenli, kalın dudaklı, kısa boylu, enli ve yarık ayaklı idi. Alimlerin çoğunun ortak ittifakı, kendisinin Peygamber veya Vahye mazhar olmadığı düşüncesidir. 700 Hz. Şâ’yâ b. Emus veya Emsıya. İsrailoğullarınınSıddîka adındaki krallarının döneminde peygamberlik yapmıştır. Kral Sîddika öldükten sonra devlet karışmış, düzen bozulmuş, Allah’ın kitabı bir tarafa atılmıştır. Vahiyle konuşan Şa’ya Peygambere israiloğulları kızıp onu gizlendiği ağaç kavuğunda testereyle ikiye bölerek şehit etmişlerdir. 600 Hz. İrmiya b. Hılkıya . Hz. Şâ’ya’ yı şehit eden israiloğullarına Allah Hz. İrmiya’yı peygamber olarak gönderdi. Ancak azgınlıkları arttı ve peygamberi zındana attılar. Allah onların başına Babil hükümdarı Buhtunnassar’ı musallat etti ve onları mahfetti. Buhtunnassar Hz. İrmiya’yı zindanda çıkartıp ona hürmette bulundu. Allah azze ve celle Hz. İrmiya’yı yüzyıllık ölümden sonra diriltip gözlerini açtırdı. 550 Hz. Danyal b. Hızkıl’ülasgar . Hz. Danyal, Babil kükümdarıBuhtunnassar’ınİsrailoğulları talan ettiğinde Allah musallat etmiştir. yanında götürdüğü binlerce esirden biridir. Babil’den ayrıldıktan sonra Huzistan’nın İran Sus şehrine gitmiş ve orada vefat etmiştir. 500 Hz. Uzeyr Azra , Babil Kralı Buhtunnassar’ın elindeki esirler içinde Hz. Danyal gibi UzeyrAleyhiselamda bulunuyordu. Bakara suresinin 259. Ayetinde yüz yıl ölü halde bırakılıp diriltildiği açıklanan Zat’ın İrmiya değil de UzeyrAleyhiselam olduğu da ileri sürülmektedir. ? ?-? ? Hz. Zülkarneyn. Çok geniş bir zaman diliminde ismi anılmaktadır, Hızır Aleyhiselamın yardımcısı olduğu rivayet edilir. Cenâb-ı Allah, Kur’an-ı Kerim’de Zülkarneyn’den bahsediyor ve onun adaletli olduğunu ifade buyurarak övüyor. Onun doğulara ve batılara ulaşıp bir çok ülkelere sahip olduğunu, ülkelerde yaşayan halkı mağlup edip hükmü altına aldığını, onlara karşı tam bir adaletle hükmettiğini, muzaffer ve adaletli bir otorite uyguladığını beyan ediyor. Doğrusu şu ki o adil bir hükümdardır. Peygamber ya da resul olduğunu söyleyenlerde Ali ise Hz. Zülkarneyn için, ne bir nebi ne de kral idi. O Allah’ın Salih bir kulu idi; o Allah’ı, Allah’ta onu sevmiştir, demiştir. 1600, 2000 hatta 3000 yıl yaşadığı rivayetler var. Hızır Aleyhiselamın da ordusunun başında olduğu, kendisine vezirlik yaptığı rivayet edilir. Doğrusunu ise Allah bilir. 127 Hz. Zekeriyyâ Zechariah İsrailoğullarının Allah’tan çok dilemeleri üzerine onlara Peygamber olarak gönderildi. Âbitler de ona iman edip O nu kendilerine imam seçtiler. Hz. Zekeriyyâ’ nın çok sevdiği, değer verdiği iki dostu vardı. Biri, İmrân diğeri Fakoz idi. Fakoz’un iki kızı vardı, İşâ ve Hinne. Daha sonra Fakoz kızı Hinne, ile İmrân evlendi ve Fakoz kızı İşâ Eşya ile Hz. Zekeriyyâ evlendi. Hz. Zekeriyyâ-İşâ evliliğinden Hz. Yahya dünyaya evliliğinden ise Hz. Meryem dünyaya geldi. Yani Hz. Yahya ile Hz. Meryem teyze çocuklarıdır. Hz. ZekeriyyâAleyhiselam 120 yaşında iken hanımı 98 yaşında iken Allah dualarını kabul edip kendisine Hz. Yahya’ yı nasip etmiştir. 7 John , İsa Aleyhiselamdan 6 ay büyüktür, şehit edildiğinde 32 yaşındaydı. Hz. İsa ise 31,5 yaşında idi. Şehit edildiğinde bir rivayete göre babası Hz. Zekariyyâ namaz kılıyordu ve bu esnada namazını bozmadı. 6. Hz. İsa’nın Jesus tahmini doğum yılı. 27 Hz. İsa’nın semaya kaldırılışı. nın peygamberliğine inanan on iki yakınına İsa’nın havârileri denir. Bunlar André, Jacques, Jean, Pierre, Philippe, Barthélémy, Matieu, Thomas, Jacques, Simon, Jude ve Judas’tir. Bunlardan, dördü olan, Petrus Pierre, Yohanna Jean, Mattâ Mathieu ve Toma Thomas, birer İncil yazmışlardır. İsa’nın peygamber oluşu ve ümmetine tavsiyeleriyle keramet ve mucizeleri bu kitaplarda gösterilmiştir. Aralarında ufak tefek farklar olduğu için, dördü birden İncil’i teşkil eder. 33 Hz. İsa’nın annesi Hz. Meryem’in vefatı. 27/610 Fetret Devri. Fetret Çağı da denilen bu dönem, Hz. İsa’nın göğe çekilmesinden Hz. Muhammed Mustafa in peygamber olduğu döneme kadarki Peygamber siz zaman, Peygamberliğin kesintiye uğradığı dönemdir. SON PEYGAMBER HZ. MUHAMMEDSAV TARİHİ KRONOLOJİSİ 571 Peygamber Efendimiz’in sallallâhu aleyhi ve sellem babası Abdullah İbn-i Abdilmuttalib’in vefatı. Fil Olayı, Peygamber Efendimizin doğumunda 52 gün önce meydana Yemen Valisi Ebrehe, Kâbe’ye saldırdı. 571 Pazartesi Hz. Muhammed Efendimiz’ in doğum günü. Rebiülevvel ayının 12′nci gecesi 20 Nisan Efendimiz sas dünyayı şereflendirdi. Peygamber Efendimiz’in sallallâhu aleyhi ve sellem sütanne Halîme-i Sa’diyye’ye verilmesi. Peygamberimizin Soyu Hz. İbrahim, Hz. İsmail… Adnan 21. batın… Fihr, Gaalib, Luey, Kâ’b, Mürre, Kilâb, Kusay, Abdulmenaf, Haaşim, Abdulmuttalib, Abdullah, HZ. Muhammed Mustafa 573 Sütanne Halîme-i Sa’diyye’nin Peygamber Efendimiz’i sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke’ye annesine teslim etmek için getirmesi fakat Mekke vebası endişesiyle tekrar götürmesi. 574 Hz. Ebubekir’in doğumu. 575 Süt annesi Halime Hatun, Allah Resulü’nü annesi Hz. Amine’ye teslim etti. 4 yıl kaldı Şakk-ı Sadr Mucizesi; Cebrâil veya insan suretine girmiş iki melek, O’nun sallallâhu aleyhi ve sellem yanına gelip göğsünü açmış, kalbini çıkardıktan sonra ondan bir kan pıhtısı almış, kalbi hikmet ve iman ile doldurulmuş, ardından kalbi yıkayıp yerine koymuş, göğsünü de kapatmıştır. 577 Annesi Amineve hizmetçileri ÜmmüEymen ile birlikte Medine’ye gidip babasının mezarını ziyaret etmesi ve dönüşte Mekke ile Medine arasındaki Ebvâ Köyü’nde annesinin vefâtı. Dedesi Abdülmuttalib Efendimizi himayesi altına aldı. Hazreti Osman’ın radıyallâhuanh doğumu 579 Abdülmuttalib ahirete intikal etti. Efendimiz, amcası Ebu Talib’in yanında kalmaya başladı. 583 Amcası Ebu Talib’le ticaret maksadıyla Şam’a gitti. Busra’daSuriye’nin güneyinde bir şehir Rahip Bahîra Allah Resulü’nün beklenen son peygamber olduğunu söylemesi. 588 Amcası Zübeyr ile Yemen’ ticari amaçlı seyahati. 591 Ficâr Savaşı. Kureyş-Hevâzîn arasında dört yıl süren savaşta bulundu. Hazreti Ömer’in radıyallâhuanh doğumu. Peygamber Efendimiz’in sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke ve çevresinde can güvenliğinin ve ticari emniyetin sağlanması gayesiyle teşekkül eden Hilfü’l-Fudûl Cemiyetine Erdemliler Sözleşmesi katılması. Ticarete başladı. 595 Peygamber Efendimiz’in sallallâhu aleyhi ve sellem Hazreti Hadîce’ye radıyallâhuanha ait ticaret kervanının başında Suriye’nin Busrâ şehrine gitmesi. Peygamber Efendimiz’in sallallâhu aleyhi ve sellem Busrâ’da Rahip Nastûra’yla karşılaşması 596 Peygamber Efendimiz’in sallallâhu aleyhi ve sellem Hazreti Hadîce validemizle radıyallâhuanha evlenmesi. Peygamber Efendimiz 25, Hadîce validemiz 40 yaşındayken EbûTalib’in nikâh töreninde konuşması. Süt Anne Halîme-i Sa’diyye’nin düğüne getirilmesi. Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem Hazreti Hadîce validemizle birlikte Merve’de yeni alınan eve taşınması. 598 Oğlu Kasım’ın doğması. Kendisine Ebu’l – Kasım denilmesi. Kasım iki yaşaında iken vefat etmiştir. 599 Amcasının oğlu Hz. Ali’nin radıyallâhuanha doğması. 600 Kus ibn-i Sâide ibn-i Amr el-İyâdî’nin, Ukâz çarşısında beklenen Peygamberi müjdelediği bir hutbe okuması. Peygamber Efendimiz’in sallallâhu aleyhi ve sellem bu hutbeyi dinlemesi. Peygamber Efendimiz in ilk kızı Hazreti Zeyneb’in radıyallâhuanha doğumu. 604 Peygamber Efendimiz in 2. kızı Hazreti Rukıyye’nin radıyallâhuanha doğumu. 608 Peygamber Efendimiz in sallalâhu aleyhi ve sellem Kureyş’inKabe’yi yeniden inşası sırasında Hacerü’l-Esved’in yerine konulması konusunda hakemlik yapması. Peygamber Efendimiz’in 3. kızı Hazreti ÜmmüGülsûm’ün radıyallâhuanha doğumu. 609 Peygamber Efendimiz’in sallallâhu aleyhi ve sellem Vahiy öncesi gördüğü SâdıkRüyalar’ın sıklaşması İlk Vahyin nüzûlundan 6 ay önce 610 Hira mağarasında Ramazan ayında Kadir Gecesi’nde ilk vahyin gelişi, Risalet vazifesinin Cibril-i Emîn tarafından tebliği Peygamber oluşu. AlakSûresi’nin ilk beş ayetinin nüzûlü Milâdî 610 Yılı, Hicretten 13 yıl önce, 17 Ramazan Pazartesi günü, Efendimiz 40 yaşındaydı. Peygamber Efendimiz’in 4. kızı Hazreti Fâtıma’nın radıyallâhuanha doğumu. En yakınlarını İslâm’a davet etmesi. Hz. Hatice, Hz. Ebubekir, Hz. Ali ve Hz. Zeyd’in Müslüman olmaları. 614 Safa tepesine çıkıp ilk açık tebliğini 4. yılında açık davet başlaması bi’setten itibaren 3 yıl boyunca insanları İslâm’a gizli çağırdı. Yakın akrabalarına tebliğ için yemekler verdi. Müslümanlara işkence yapılmaya başlandı. Bi’set, arapça’da gönderme anlamına gelir, efendimizin peygamber olarak gönderildiği zamanı ifade eder 615 İlk Hicret, Habeşistan’a yapıldı. Âdil hükümdar NecâşiEshame onları iyi karşıladı ve üç ay kaldılar. Mekke’deki şiddete hedef olmaktan kurtulup dinlerini daha iyi yaşayabilmek için dördü hanım, toplam on beş kişilik bir ekip yola koyuldu. Başlarında Efendimiz’in damadı Hz. Osman vardı. Müslümanlar Peygamber Efendimiz önderliğinde Dârü’lErkam’da ilk Müslümanlardan Erkâm bin Ebi’l-Erkâm bin Esed’in evi eğitim almaya başladılar. 616 Habeşistan’a ikinci hicret yapıldı. Bi’st’in On sekizi hanım olmak üzere toplam yüz kişi, veya onüçü kadın doksan kişi, Hz. Cafer İbnEbiTalib önderliğinde Habeşistan’a gitti. O dönemde henüz Müslüman olmayan AmrİbnAs’ın, Necaşi’yi Müslümanlara sahip çıkmama konusundaki ikna çabaları boşuna çıktı. Necaşi Müslüman muhacirlere ülkesinin kapılarını açtı. Hz Hamza ile Hz Ömer Müslüman oldu . 617 Müslümanlara karşı boykot. Kureyş ileri gelenlerinden 40 kişi EbûCehil’in başkanlığında toplandılar. Müslümanlarla alış-veriş yapmamaya, kız alıp vermemeye, görüşüp buluşmamaya, ekonomik ve sosyal her türlü ilişkiyi kesmeye karar verdiler. Bu kararı bir ahitname şeklinde yazıp mühürlediler ve bir beze sararak Kâbe’nin içine astılar. Böylece Müslümanları canlarından bezdirip Hz Peygamber’in kendilerine teslim edileceğini umdular. Karara aykırı hiçbir şey yapmayacaklarına dair yemin ederek karar hükümlerini müsamahasız uygulamaya başladılar. Bu şekilde Müslümanlara karşı üç yıl sürecek sosyal ve ekonomik boykot başladı. 619 HÜZÜN YILI Boykot sona Kâbe’ye astığı anlaşma sahifesini -“Senin isminle başlarım Allahım!” kısmı hariç- ağaç kurdunun yemesi. Allah’ın cellecelâluhu, ağaç kurdunun anlaşma sahifesini yediğini Peygamberimiz’evahyetmesi ve Peygamber Efendimizin bu durumu EbûTalib’e haber vermesi. EbûTalib’in kardeşleriyle beraber, anlaşma sahifesini -Allah’ın ismi hariç- ağaç kurdunun yediğini haber etmek üzere müşriklerin ileri gelenlerinin yanlarına gitmesi ve eğer bu haber doğru çıkarsa boykotu bitirmeleri yalan çıkarsa Allah Resûlü’nü onlara teslim etmek üzere akitleşmeleri. Müşriklerin ağaç kurdunun anlaşma sahifesini yediğini görünce “bu sihirdir” diyerek yaşanan mucizeyi inkar etmeleri. Mekkelilerden Hişamİbn-i Amr, Züheyrİbn-i EbiÜmeyye, Mut’imİbn-i Adiyy, Ebu’l-Bahterîİbn-i Hişam ve Zem’aİbn-i Esved’in bir araya gelerek, Hâşim-Muttalib oğulları ve müslümanlar aleyhinde alınan kararları kaldırmak üzere anlaşmaları ve gidip müşriklerin ileri gelenleriyle bu konuyu konuşmaları. Mut’imİbn-i Adiyy’in anlaşma sahifesini yırtmak için Kabe’nin içine gitmesi ve -Allah’ın ismi hariç- ağaç kurdunun sahifeyi yediğini görmesi. Kısa bir süre sonra kendisi her zaman koruyan amcası Ebu Talib öldü. Ardından da Hz Hatice validemiz irtihal etti. Bu olaylarda dolayı bu sene tarihe Hüzün yılı olarak geçmiştir. 620 Peygamberimiz SAV’in İslâm’a davet için Taif’e gitmesi. Ağır hakaretlere uğrayarak Mut’im bin Adiy himâyesinde geri Mekke’ye dönmesi. İsrâ ve Mi’rac Olayı. Allâhu Zülcelâl’in Peygamberimizi onurlandırması. Beş vakit namaz farz kılındı. Peygamberimiz SAV’in Hac münasebetiyle dışarıdan gelen yabancılarla görüşmesi. Medineli altı kişi Müslüman oldu. Bunlar; Es’adİbn-i Zürâre, Avfİbn-i Hâris, Râfi’İbn-i Malik, Kutbeİbn-i Âmir, Ukbe İbn-i Âmir, Câbirİbn-i Abdullah, Allah hepsinden razı olsun. Akabe Tepesi’nde Hz. Peygamber sas’le görüşüp Müslüman olan altı kişi, hac mevsimi sonunda Medine’ye döndüler. Gördüklerini, yakınlarına ve dostlarına anlatarak, Medine’de Müslümanlığı yaymaya başladılar. 621 1. Akabe Biatı gerçekleşti. Daha önce Müslüman olan 6 Medineli, bir sene sonra, hac mevsiminde Hz Peygamber sas ile görüşmek üzere Medine’den Mekke’ye 10′u Hazrec, 2’si Evs kabilesinden olmak üzere 12 Müslüman geldi. Başkanları Zürâre oğlu Es’ad’dı. Medine’li 12 Müslüman “Allah’a şirk koşmayacaklarına, hırsızlık ve zinâ yapmayacaklarına, kız çocuklarını öldürmeyeceklerine, kimseye iftirâ etmeyeceklerine, Allah ve Peygamber’ine itâatten ayrılmayacaklarına” dâirPeygamberimiz’in elini tutarak bîat ettiler. Peygamberimiz, Medine’ye İslam’ı anlatması için Hz Mus’ab b Umeyr’i görevlendirdi. 622 II. Akabe Biatı. Peygamberimiz asv geçen yıl Medinelilere İslâm’ı ve Kur’an’ı öğretmek için Mus’ab b. Umeyr’i göndermişti. Mus’ab’ın gayretiyle 75 kişilik Evs ve Hazreçli, Peygamberimizle gizlice Akabe tepesinde ikici kez buluştu ve biat ettiler. O’nu Medineye davet etti. Müslümanlar ve ardından da Efendimiz, Mekke’den Medine’ye hicret ettiler. Hicrî takvimin başlangıcı. Mescid-i Nebevi inşa edildi. İlk ezan okundu. Hz. Ali’nin radıyallâhuanh Hicreti ve Kubâ’ya Varışı KubâMescidinin İnşası. Rasûlullah asv’ın, Ranuna vadisinde ilk Cuma namazını kıldırması ve ilk hutbeyi okuması. Neccâr oğullarının Rasûlullah asv’ı Medineye götürmesi. EbûEyyûb el Ensârî’nin evinde yedi ay misafir kalması. 623 Kıble yönü Cenab-ı Hakk’ın emriyle Kudüs’ten Mescid-i Haram’a çevrildi. Medine Vesikasının Sözleşmesi Tanzimi Muâhât Muhâcir ve Ensârın birbirlerine kardeş olarak ilan edilmeleri Hicretten 5 ay sonra Peygamber Efendimiz SAV Aşure Orucu tuttu ve Müslümanlara tavsiye etti. EbûCehil’in Mekke ordusuyla Müslümanların üzerine gelmesi ve Allah’ın Müslümanlara savaş İzni vermesi 624 Bedir Savaşı Mekkeli müşriklerle yapıldı. İslam’da ilk harb olan şanlı Bedir zaferi ve küfrün elebaşısıEbûCehil’in öldürülüşü Yerine EbûSüfyan’ın geçmesi. Bedir Şehitleri Aynı yıl Beni Kaynuka Yahudileri üzerine gidildi ve onlar, Medine’den çıkarıldı. Ramazan orucu farz kılındı. İlk bayram namazı kılındı. Zekat farz oldu. Allah Resulü’nün kızı ve Hz. Osman’ın eşi vefat etti. Hz Ali ile Hz Fatıma evlendi. İlk kurban bayram namazı kılındı. Kaab bin Eşref Olayı, bu şahıs şiirleriyle Müslümanları hicvedip, müşriklerikışkırtıyordu. Peygamber efendimiz hakkında idam kararı vermiştir. Ashabtan Muhammed bin Mesleme bu kararı uyguladı. 625 Uhud Savaşı yapıldı. Mekkeli müşrikler, Mekke dışındaki müşrik kabilelerden 2000 asker topladılar. Mekke’den katılanlarla, 700′ü zırhlı, 200′ü atlı olmak üzere, EbûSüfyan’ın komutasında 3000 kişilik tam tekmil bir ordu ile Medine üzerine yürüdüler. Müslümanların karşısında savaş durumu alan müşrik ordusu, sayıca Müslümanların 4 katından daha fazlaydı. Üstelik bunlardan 700′ü zırhlı, 200′ü atlıydı. Müslümanların ise 100 zırhı ve sadece 2 atları vardı. Uhud Savaşı’nda üç safha yaşandı İlk safhada Müslümanlar üstün geldiler, müşrikleri bozguna uğrattılar. İkinci safhada, kaçan müşrikleri kovalamayı bırakıp, kesin sonuç almadan ganimet toplamaya koyulmaları ve Efendimizin yerlerinden ayrılmamalarını emrettiği okçu birliğinin görevlerini terk etmeleri yüzünden, Müslümanlar 70 şehit vererek mağlup duruma düştüler. Üçüncü safhada ise, dağılmış olan Müslümanlar, Peygamberimizin etrafında toplanıp, karşı hücuma geçerek, düşman hücumunu durdurdular. Uhud Şehitleri Hz. Hasan RA. doğdu. Hamrâü’l-esed Gazvesi, Uhud’dansonra üstünlük elde eden Mekkeli müşrikler Müslümanları imha etmek için gelmiş ancak korkup kaçmışlardır. Raci Olayı meydana geldi. İslâm’a davet için çevre kabilelere Âsım RA. başkanlığında gönderilen muallimlerden sekizinin şehid edilmesi, Zeyd ve Hubeyb’in Mekkelilere satılması ve şehit edilmesi. Bi’ruMaûne Vakası, Necid Bölgesine gönderilen Ashabı Suffe’den 70 muallimin şehit edilmesi. Beni Nadir Gazvesi ile şımaran Yahudiler sürgün edildi. 626 Resûlullah’ın sallallâhu aleyhi ve sellem Torunu Abdullah’ın radıyallâhuanh Vefatı EbûSeleme’nin radıyallâhuanh Vefatı Hz. Hüseyin’in radıyallâhuanh Doğumu Resûlullah’ın sallallâhu aleyhi ve sellem Hazreti Ümmü Seleme radıyallâhuanha ile Evlenmesi Bedrü’l-Mev’id Gazvesi Dûmetü’lCendel Gazvesi. Suriye’de toplanan eşkıyalar dağıtıldı. 627 Hendek Savaşı yapıldı. Düşman saldırısını kolayca önlemek maksadıyla Efendimiz’in Medine etrafında hendekler kazdırması sebebiyle, Hendek savaşı adını alan bu muharebenin bir diğer adı da Ahzab’dır. Savaş neticesinde müşrikler mağlup olarak geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Artık onlar bundan sonra Müslümanlar üzerine yürüme cesaretini kendilerinde bulamayacaklardı. Beni Kurayza Yahudileri Peygamber Efendimiz’le olan anlaşmalarına göre Hendek savaşında Medine’yi Müslümanlarla beraber korumak zorundaydılar. Fakat bunu yapmadılar. Üstelik anlaşma hükümlerini hiçe sayarak harbin en nazik safhasında müşriklerle işbirliğine gittiler. Hendek sonrası Allah Rasulü ordusuyla Beni Kurayza üzerine yürüdü ve bu tehlikeyi bertaraf etti. Benî Mustalık Müreysî Gazâsı Bu kabile Medine’ye saldırmak istediğinden susturuldu. İfk Olayı; Benî Mustalık Müreysî Gazâsı dönüşü Hz. Aişe’ye validemize iftira dedikodusu yayıldı. 628 Rıdvan Biadı; Kabe ziyareti için yola çıkıldı. Mekke’ye elçi olarak Hz Osman gönderildi. Hz Osman’ın müşrikler tarafından şehit edildiği haberini alan Efendimiz, sahabilerinden müşriklerle çarpışma mevzuunda biat aldı. Bu biata Rıdvan biatı denir. Bu haberi alan müşrikler, Hz Osman’ı serbest bıraktılar Müşrikler Müslümanların Kâbe’yi ziyaret etmemeleri konusunda çok kararlıydılar. Bunun üzerine Efendimiz’e bir heyet gönderip anlaşma imzalamak istediler. Allah Rasulü, ilk bakışta Müslümanların aleyhinde gibi görünen ama daha sonra lehine dönen anlaşma maddelerini kabul etti. Hudeybiye Antlaşması. Bazı şartları ağır görülen bu antlaşma Müslümanlar için siyâsî bir zaferdi. Çünkü, bu antlaşma ile Mekke müşrikleri İslam Devleti’ni resmen tanımış oluyorlardı. 10 yıllık ateşkes süresi içinde Peygamberimiz Kureyş tarafından emîn olarak tebliğ faaliyetlerini rahatça sürdürebilecekti. Bu sayede zamanın hükümdarlarını İslâma davet fırsatını buldu. Mektuplar göndererek onları İslâm’a çağırdı. Bizans İmparatoru Heraklius’a, İran KisrâsıPerviz’e, Mısır AzîziMukavkıs’a, Habeşistan Necâşîsi’ne, Yemen VâlisiBâzân’a, Bahreyn, Umman, Dımeşk Şam ve Yemâme emirlerine elçiler ve mektuplar gönderdi. Yemen Vâlisi, Bahreyn ve Umman emîri, Habeş Necâşîsi gizli Müslüman oldu. Heraklius ile Mukavkıs elçilere iyi davrandı. Hayber Savaşı ve Hayber’in Fethedilmesi. Hz. Ali’nin dillere destan kahramanlıklar göstermesi, Yahudilerin baş cengâveri savaşçısı Merhab’ı bir hamlede yere sermesi. Hayber’in fethi ile hemen hemen Arabistan’daki bütün Yahudiler İslam devletine tabi duruma gelmiş sayılıyordu. Zeynebbt. Haris adındaki bir Yahudi kadının Hz. Muhammed SAV’i zehirli etle zehirleme girişimi. 629 Müslümanlar ilk kez Umre yaptılar. Hâlid bin Velid ve Amr b. Âs Müslüman oldular. Mute Savaşı bu yılda Bizans ile yapıldı. İslam sancaktarı Zeyd bin Hârise, Cafer-i Tayyar ve Abdullah bin Revâha’nın peşi peşine şehit olmaları. Halid bin Velid’in askerî dirâyeti sayesinde üç bin kişilik İslam ordusunun, yüz bin kişilik Bizans ordusuna zor anlar yaşatması ve ordunun fazla zâyiat vermeden geri çekilmesi. Mu’te Savaşı, Suriye’de Müslümanların Bizans’la ilk karşılaşması idi. 630 Mekke Fethedildi. Kâbe putlardan temizlendi. Mekke fethi ile Kureyş’in hemen hemen tamamı İslam’la şereflendi. Fetih, aynı zamanda civar kabileler, bilhassa Kureyşlilere taraftar bulunan kabileler üzerinde müspet tesirler bırakmış ve onların İslam ve Müslümanlara karşı gönüllerinde sevgi dolu sıcak bir alaka duymasına sebep olmuştu. Huneyn Savaşı Hevâzin Seferi Mekke’nin fethinden iki hafta sonra bazı kabileler savaş hazırlığı yaptı. Sakif ve Havazin kabileleri bunların başında yer alıyordu. Büyük bir ordu hazırladılar ve iki ordu Huneyn’de karşılaştı. Huneyn savaşında Müslümanlar galip geldi. Tâif Kuşatması Peygamber Efendimiz’in sallallâhu aleyhi ve sellem Oğlu İbrahim’in Doğumu Tebük Seferi, Bizans üzerine yapıldı. Bizans ordusu giriştikleri savaş hazırlıklarından cesaret edemedikleri için vazgeçtiler ve İslam ordusu karşısına çıkamadılar. Mescid-i Dırar; Tebük Seferinden döndükten sonra münafıkların Küba Mescidi ile Mescid-i Nebevi arasına yaptırdığı bu mescidTevbe/107 ayeti inince Peygamberimiz tarafından yıkıldı. Ci’râne Umresi ve Medine’ye Dönüş 631 Sulh ve sükûn devresi. Elçiler yılı Senetü’lVüfûd. Yetmiş kadar kabileye heyetler ve muallimler gönderilmesi, bütün kabilelerden gelen heyetlerin Müslüman olduklarını arz etmeleri. Peygamberimizin sevgili oğlu İbrahim’in vefatı. Hz. Peygamber Kur’an-ı Kerim’i Ramazanda ile karşılıklı iki defa okudu. Bu olay, ramazan ayında Müslümanlar arasında, karşılıklı baştan sona Kur’an okumayı mukable bir gelenek haline getirdi. 632 Veda Haccı yapıldı. Veda hutbesi yüzbinlere tebliğ edildi. Veda Hutbesi 24 Mayıs’ta Hz. Peygamber ateşli bir hastalığa yakalandı. Peygamberimiz SAV’in BakîMezarlığı’na bir ziyaret yaparak âhirete göçmüş mü’minleri selamlaması ve şehidlere duası. Vefâtından üç gün önce Hz. Ali ile Fahd’a dayanarak mescide gelip cemaata namaz kıldırması, ashâbına hayır temennîlerde ve son tavsiyelerde bulunması. 8 Haziran Pazartesi günü Hz. Peygamber’in vefatı ve ruhunun Refîk-i A’lâ’ya Yüce Dost’a yükselişi. 9 Haziran Salı günü Son Peygamber Hz. Muhammed Mustafa Peygamber’in SAV’in defnedilmesi. ÇALIŞMADA FAYDALANILAN BAŞLICA KAYNAKLARIN BİBLİYOGRAFYASI Başta Kur’an-ı Kerim’in ilgili ayetleri ve konuyla ilgili Hadis Kaynakları ve 1 İbn Kesîr, El-Bidaye ve’n-Nihâye Büyük İslâm Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2008. 2 Ebû Cafer Muhammed Bin Cerir’üt-Taberi, Taberi Tarihi, Sağlam Yayınları, Tercüme Gürtunca, İstanbul. 3 Mesudî, Murûc Ez-Zeheb, Çeviri Batur, Selenge Yayınları, İstanbul, 2011. 4 Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz., Mârifetnâme, Sadeleştiren Durali Yılmaz ve Hüsnü Kılıç, Çelik Yayınevi, İstanbul, 2011. 5 Ahmet Cevded Paşa, Peygamberler Tarihi ve Hz. Muhammed’in Hayatı, Sadeleştiren Zekeriya Akman, Ankara, 2014. 6 Köksal, Peygamberler Tarihi, TDV Yayınları, Ankara, 2014. 7 Hekimoğlu İsmail, İslâm Tarihi, İstanbul, 2001. 8 İsmail L. Çakan, Solmaz, Kur’ân-ı Kerîm’e Göre Peygamberler ve Tevhid mücadelesi, Ensar Neşriyat, İstanbul, 2014. 9 Ahmet Lütfü Kazancı, Hz. Süleyman’dan Hz. Muhammed’e Peygamberler Halkası, İstanbul, 1997. 10 Türk İslam Ansiklopedisi Asr-ı Saâdet, Editör Servet Ergin, Dünden Bugüne Tercüman Ilıcak Yayıncılık, İstanbul. 11 Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 1988-2013. BİRİNCİ HİKÂYE Rasûlüllah Efendimiz Hazretlerinin ilk zamanlarında, Ebû Cehil laîn, Kureyş eşrafı ile birlikte Hz. Peygamberimizin amcası Ebû Tâlib'e gelip — Ey Ebû Tâlib! Kardeşinin oğlu Muhammed, âbâ u ecdadımızın dinini iptal ve bizim putlarımızı tahkir ederek, kendisi bir din izhar etmiş. Halbuki bizler, senin hatırın için ona dokunmuyoruz. Eğer sen O'nu bu işten vaz geçirmezsen, sonra hepimiz birleşiriz ve aramızı kılıçtan başka bir şey ayırmaz, dediler. Ebû Tâlib — Ey Kureyş Kabileleri! Sizler bu hususta biraz sabredin. Hz. Muhammed'i davet edip soralım. Bakalım ne cevap verir, diyerek Efendimiz Hazretlerini davet etti. Kendisi bir sedir üzerine oturdu. Bütün Kureyş Kabileleri toplanmış ve büyük bir kalabalık meydana gelmişti ki, ayak basacak yer kalmamıştı. Rasûlü Ekrem teşrif edip, Kureyş Reislerinin boyunları üzerine basarak, Ebû Talibin sediri üzerine çıkıp oturdu. Eşraf-ı Kureyş, Ebû Tâlib'e dediler ki — Ey Ebû Tâlib! Görmüyor musun? Kardeşinin oğlu boyunlarımız üzerine basarak, senin hürmetini de terk ile sedirin üzerine çıkıp oturdu. Ebû Tâlib de — Eğer Muhammed davasında sadık ise, bugün benim sedirimde, yarın da sizin boyunlarınızda oturur, dedi. Eşraf-ı Kureyş — Ey Ebû Tâlib! Eğer Muhammed davasında sadık ise, bize açık bir mu'cize göstersin, ta ki hepimiz nübüvvetini ikrar ve itiraf ederiz, dediler. Ebû Tâlib de — Ya Muhammed Bunların istediklerini yapar mısın? diye sorunca, Hz. Peygamberimiz — Her ne isterlerse istesinler, buyurdu. Bunun üzerine Kureyş'in en akıllı kimseleri bir araya toplandılar. Oradaki bir evin bahçesinde büyük bir taş vardı. Bu taşdan büyük bir ağaç çıkmasını ve bir budağının şarka, diğer budağının garba uzamasını istediler. Rasûlü Ekrem dua etti ve hemen o anda Cebrail Aleyhisselâm gelerek — Ya Rasûlallah! Hak Sübhanehu Teâlâ Hazretlerinin selâmı var. Kâfirlerin senden bu mu'cizeyi isteyeceklerini ezelde bilip, o taşı yarattığı zaman, içinde o ağaç da beraber halk olunmuştur. Habibim dua etsin, ben icabet edeceğim buyurdu, dedi. Hulasa-i Mevcudat secde edip duasını tamamladıkları zaman, taştan müthiş bir ses çıktı ki, oradaki kâfirler neredeyse helak olacaklardı. O sesten sonra taştan ağaç çıktı ve göklere kadar yükseldi. Bir budağı şarka, bir budağı da garba uzandı. Kâfirler, bu defa da o ağacın tekrar yerine girmesini arzu ettiler. Rasûlü Ekrem tekrar dua etti ve ağaç yine taşın içine girdi. İşte bu açık mu'cizeyi kureyş kâfirleri gördükleri halde, küfrü inâdîleri artarak hâşâ sümme hâşâ — Ya Muhammed! Ne acaib sihir yaptın. Biz, asla senin gibi bir sihirbaz görmedik, diyerek küfürleri üzere dağılıp gittiler. * * * İKİNCİ HİKÂYE İslâm'ın başlangıcında, Mekke-i Mükerreme'nin havalisindeki Tâif Kabilesinin yiğitleri toplanıp Geçmiş Ümmetler'in ahvalinden ve hadiselerinden konuşurlardı. Bir gün yine toplanıp sohbet ederken, gizliden — Ey gafiller cemaatı! Hz. Muhammed sizi Din-i İslâm'a davet eder, siz ise tabî olmazsınız, nidası gelir. Hepsi de bunu duyarlar ve taaccüb ederek dağılırlar. Ertesi gün yine âdetleri olduğu üzere toplanıp sohbet ederlerken, aynı sesi tekrar işitirler. Bunun üzerine oradan dağılarak, her biri babalarına ve yaşlılarına, bu kıssayı haber verirler. İçlerinden yaşlı ve akıllı kimseler, bunun elbet bir aslı ve hakikati vardır diyerek, kendi aralarından, güzel konuşan ve akıllı bir kimseyi seçerler. Daha sonra iyilerinden 8 tane deve ayırıp, çeşitli mallar ile yükleyerek o kimseye teslim ederler ve şöyle tembihte bulunurlar Mekke-i Mükerreme'ye giderek Hz. Muhammed'in ahvalini araştıracaksın. Eğer hakikaten Peygamber ise, bu develeri O'na vereceksin. Eğer değilse develeri satıp akçesini getireceksin, derler ve gönderirler. O kimse Mekke-i Mükerreme'ye girdiği zaman, ilk defa Ebû Cehil laîn'e tesadüf ederek, Rasûlü Ekrem'in ahvalini sorar. O kâfir de haşa bir takım iftira ve bühtan ederek, böyle bir şeyin aslı yoktur diye o kimseyi kandırır. Bunun üzerine Ebû Cehil, o kimseden develeri sorar. O da, eğer böyle bir Hak Peygamber var ise, develeri teslim edip dönecektim, der. Ebû Cehil, O'na develeri satmasını ve fakat parasını Mekke'den dışarıya çıktıktan sonra verebileceğini söyler. Zira belki Muhammed rast gelir ve seni kandırarak, develeri elinden alır, der. O şahıs da bu teklifi kabul ederek develeri, Ebû Cehil'e teslim edip, Mekke-i Mükerreme'nin çarşısında gezerken Hz. Ali rastlar. Bir de buna sorayım diyerek, Cenabı Peygamberden sual eder. Hz. Ali — Hz. Muhammed bir rasûl-i fasîh ve melîh ve hak nebîdir diye, kemâl mertebe medih ve sena ederek, bu yüce zatı görmek ister misin diye sorar. O kimse de, zaten görmek için geldiğini bildirince, hemen onun elinden tutarak, huzuru Rasûlüllah'a getirir. Hazreti Peygamberimiz — Ey kişi! Vuku bulan hadiseleri sen mi anlatırsın, yoksa ben mi anlatayım? — Ey Muhammed! Kelâmı senin söylemen daha güzeldir, der. Fahri Âlem mescidi şerife gelinceye kadar, vâki olan ahvali, noksansız olarak ifade edince, o kimse can u dilden îmana gelir. Daha sonra Rasûlüllah Efendimiz buyurur ki — Ey kişi! Gidelim, develeri Ebû Cehil'in elinden alalım. Kalkıp Ebû Cehil'in evine yakın bir yere vardıkları zaman, mel'un bundan haberdar olur. Hemen kapıların kapatılmasını emreder. Ayrıca bahçedeki büyük taşı da evin üzerine çıkarmak için kendisine yardım edilmesini, zira o taşı Muhammed Hazretlerinin başına atacağını böylece ondan kurtulacaklarını söyler. Nihayet adamları ile beraber taşı kaldırmaya başladılar. Her nasılsa taş bir anda ellerinden boşanıp Ebû Cehil kâfirinin üzerine düştü. Ebû Cehil taşın altında kaldı ve bir türlü çıkamayıp, şöyle yalvarmaya başladı Ya Rabbî! Eğer beni bu taşın altından kurtarırsan, develeri yüküyle birlikte Muhammed'e teslim ederim.» Cenabı Hak onu taşın altından kurtardı. Kurtulur kurtulmaz hemen evin kapılarını açtırdı ve bir yere gizlenmeye niyet etti. Fakat gizlenmek istediği yerde, elinde kılıç ile bekleyen, korkunç bir zenci arab — Ey Ebû Cehil! Develeri yükü ile Hz. Muhammed'e teslim et. Yoksa seni helak ederim, deyince kaçacak bir yerin olmadığını anlayan kâfir, hemen gidip develeri teslim etti. Ebû Cehil'in yakınları — Ey Ebû Cehil! Hz. Muhammed karşısında ne kadar âciz oldun, deyince, sebebini onlara da anlattı. Nihayet o şahıs Hz. Peygamber Efendimize veda edip gittikten sonra, şehrine döndü ve vâki olan mu'cizeleri tek tek anlattı. Bunları işiten ahali hep birlikte İslâm'ı kabul ettiler. * * * ÜÇÜNCÜ HİKAYE Vakta ki, Rasûlüllah Hazretlerinin şan ve şerefi ve nihayetsiz mu'cizeleri meşhur olup, İslâm'ı ilân etmeleri her tarafa yayılır. Tevrat ve İncil'de yazılı olduğu üzere, âhir zaman nebisi Muhammed zuhur etmiş olduğu haberi herkes tarafından duyularak, kendisini ziyaret etmeye başladıkları zaman Ebû Cehil laîn, dalalette kendisine tabî olan bir takım kötü kimseler ile, Hazreti Peygamber Aleyhisselâmın helak edilmesini görüşüp şu karara varırlar; Ebû Cehil in bahçesinin ortasına derince bir kuyu kazıp, üzerine de yufka bazı nesneler örterek belirsiz hale getirmek. Hz. Peygamber Efendimizin de mübarek ahlâkını bildikleri için, Ebû Cehil yine hasta olmuş gibi haber gönderip, Efendimizi davet ederek hile ile kuyuya düşürmeyi plânladı. Nihayet mezkûr kuyuyu kazdılar ve Peygamber Efendimiz Hazretlerini davet ettiler. Sevgili Peygamberimiz, güzel ahlâkları iktizası olarak, eshâb-ı kiram ile beraberce Ebû Cehil'in evine yaklaştıkları zaman, Hz. Cebrail gelerek, onların hilelerini haber verdi. Hz. Peygamber geri döndü ve hâne-i saadetlerine giderken, Ebû Cehil bunu haber aldı. Yatağından kalktı ve acele olarak, Rasûlü Ekrem'in arkasından yetişmek üzere koşarken, nasılsa kazmış olduğu kuyuyu unutup içine düşüverdi. O zamandan beri darb-ı mesel olmuştur ki Kuyuyu kendi boyunca kaz.» Yine bazı arifler de buyurmuştur ki Altun kalemle yazsın bunu yazan, Kendi düşer, eller için kuyu kazan. Ebû Cehil'i kuyudan çıkarmak için ne kadar uzun ip attılarsa da yine kâfire yetişmedi. Çünki kuyu, ip saldıkça derinleşiyordu. Nihayet hepsi aciz kaldıkları zaman, Ebû Cehil, kuyunun içinden şöyle feryad ediyordu — Derhal Hz. Muhammed'e gidip yalvarın, eğer o gelip çıkarmazsa, buradan beni hiç kimse çıkarmaya kaadir değildir. Ebû Cehil'in yakınları, Hz. Peygamber Efendimize giderek Ebû Cehil'i çıkarması için yalvardılar. Sevgili Peygamberimiz de kuyunun başına gelerek — Ey Ebû Cehil! Bu kuyunun içerisinden Allahu Teâlâ'nın emri ile seni çıkarırsam, O Allahu Teâlâ'ya ve Rasûlüne iman eder misin? buyurdu. Ebû Cehil de kuyunun içerisinden çıktığı anda hiç tereddüt etmeden iman edeceğine yemin etti. Rasûlüllah mübarek ellerini uzatıp onu çıkardı". Fakat dinsiz kâfir verdiği sözü tutmadı ve Ya Muhammed! Ne büyük sihir yaptın» diyerek küfrü üzere kaldı. * * * DÖRDÜNCÜ HİKÂYE Sebıyyatta zikrolunduğu gibi, tercüme edilerek nakil olunmuştur ki, Hz. Hatice validemiz, bir rüya görür. Tevrat ve İncil ilminde çok mahir olan, aynı zamanda gayet iyi rüya ta'bir eden amcası Veraka Bin Nevfel'e, rüyasının ta'birini sorar. O da — Ey Hatice! Sen âhir zaman Peygamberinin hanımı olursun, diye ta'bir eder. Bunun üzerine Hz. Hatice validemiz — Ey Amca! O âhir zaman nebisi hangi vilayetten gelir? Hangi kabileden zuhur eder? Ve kimin evlâdındandır? İsmi nedir? diye sualler sorar. Amcası — O Mekke'de zuhur edecektir. Kureyş kabîlesindendir. Beni Hâşim oğularına mensubtur ve İsm-i Şerifleri de Muhammed'dir diye cevap verir. Hz. Hatice validemiz ilâhî güneşin doğmasını beklemeye başladı. Kendisine nice beyler ve beyzadeler tâlib olmuş, fakat o hiç birisine rağbet etmemişti. Kendisi hem suret ve sîret bakımından, hem de neseb bakımından gayet güzel ve temiz idi. Aynı zamanda çok da zengindi. Hz. Rasûlü Ekrem in mübarek yaşları 25'e ulaştığı zaman, bir gün amcası Ebû Tâlib'in evinde yemek yerlerken, dayısı Veraka Bin Nevfel, Rasûlü Ekrem'in mübarek yüzüne bakarak — Hz. Muhammed kemâle erişti ve yiğit oldu. Lâkin bizim bunu evlendirmek için elimizde maddî imkânımız kâfi değildir. Nasıl edelim fülan yolunda konuşur. Bu arada Âtike Hatun — Ey kardeşim Ebû Tâlib! Hatice mübarek bir hatundur. Her kim ona müracaat etse, dünya maişeti bakımından sıkıntı çekmez. Hatta şimdi bir kafilesi de Şam'a gitmek üzeredir. Muhammed'i de diğer deveciler gibi ücretle kabul ederse, gidip geldikten sonra o ücret ile evlendiririz, der. Bunun üzerine Âtike validemiz, doğruca Hz. Hatice'nin evine gidip, kardeşi Ebû Tâlib'e söylediği fikri, tafsilatıyla anlatır. Hz. Hatice, Âtike'den, Muhammed ismini işitince, vücuduna titreme, kalbine de muhabbet düşüp benzi değişir ve beklediği Muhammed'in bu olduğuna tamamen kanaat getirir. Çünki hem Mekkî, heı Kureyşî, hem Hâşimî ve de ism-i şerifleri Muhammedü'1-Emîn olduğunu anlayınca, bilmezlikten gelerek bazı evsafını Âtike'den sual eder. O'nun cevabından sonra, Veraka Bin Nevfel'in semavî kitapları ahkâmınca beyan ettiği evsafa da tam benzediğini anlayınca, gayr-i ihtiyarî olarak ve gizlice Efendimize âşık olur ve o anda nikâh etmek murad etse de, töhmetinden çekinip biraz aşk ateşi ile yanmayı tercih eder ve — Ey Âtike! Diğer devecileri 25 akçe ile tuttum. Lâkin Muhammed'i 50 akçe ücret ile kabul ediyorum, der. Âtike validemiz, çok sevinerek Ebû Tâlib'e gelir ve keyfiyeti ifşâ edince o da sevinir. Kafilenin yola çıkması kararlaştırılınca, Ebû Tâlib ve Âtike Hatun, Efendimize gelerek — Ey Muhammed! kafile gitmek üzeredir, sen de gidip hizmette bulun, demeleri üzerine, Fahri Kâinat Efendimiz de, elbiselerini ve pabuçlarını giyip devenin yularını mübarek eli ile tutarak, ağlaya ağlaya yola revan olur. Bu arada bütün melâike-i kiram ağlaşıp feryad ederek — Ya Rabbî! Şol kimse için, dünyayı, âhireti, arşı, kürsü ve bütün mahlukatı halk etmiştin. Şimdi ise, Hatice'nin kafilesine ücretle hizmet etmesi lâyık mıdır? Fakat hikmetini yine sen bilirsin, < dedikleri zaman, Hak Celle ve Âlâ Hazretleri — Ey Meleklerim! Benim hikmetimi kimsenin aklı idrak edemez. Habibimi öyle etmemde nice nice azîm esrarım vardır. Yine ben bilirim ki, eğer Ümmet-i Muhammed'den âlim bir kimse, habîbin bir hadis-i şerifini ümmetine haber verip ve bu ahvali hatırlatar O'nun çektiği mihnet ve meşakkatleri anlatınca gözünden yaş gelse, izzet ve celâlim hakkı için o kulumu Cehennem azabından halas ve bütün günahlarından temizlerim buyurur. Nihayet Hz. Hatice, kafile reisi olan Mesîre'ye, Hz. Muhammed Mekke'den çıkınca, gayet güzel bir elbise giydirip, kendisine mahsus iyi bir deve göstermesini ve hizmetinde kusur etmeden görevini yerine getirmesini tenbih eder. Mesire de söylenilenleri harfiyyen yerine getirir. Yolda giderlerken Efendimizin âlemlere rahmet olduğunun bilinmesi için, Hz. Allah tarafından, kendisine ihsan olunan bir parça bulut, başı hizasında O'nunla beraber yürümeye başlar. Böylece izzet ve keramet ile Şam'a doğru yol almaya başlarlar. Meğer uzun zamandan beri bir râhib, Tevrat ve İncil'i müteâla edip onların ilmini iyice öğrenmekle, Efendimiz Hazretlerinin evsafını, doğum zamanlarını ve Hatice'nin kaafilesi ile Şam'a gideceğini de bildiği için yolda bir mesken tutup beklemeye başlamıştı. Nihayet kafile o rahibin meskenine yakın bir yerde konaklar. Râhib onların üzerinde bir bulutun da gelmekte olduğunu fark eder. Ve onlara kavuştuğuna sevinerek, derhal bir ziyafet tedarik etmeye başlar. Hazırlığını bitirdikten sonra onları davet eder. Arkadaşları, Efendimizin ismi Muhammedü'l-Emîn olduğu gibi, kendisine son derece güvendikleri için Efendimizi nöbetçi olarak bırakırlar ve kendileri yemeğe giderler. Râhib o gördüğü bulutun halen kafile üzerinde durmakta olduğunu müşahede edince, kafile reisinden, orada başka kimsenin kalıp kalmadığını sorar. O da, bir yetim kimseyi, gayet emîn olduğu için orada bırakıp geldiklerini söyler. Râhib Seyyidü'l-Kavmi hâdimühüm» diyerek, kalkıp doğruca Efendimiz Hazretlerinin yanına gider, müsâfaha ettikten sonra O'nu da ziyafete getirir. Gelirken bakar ki o bulut kendileri ile beraber geliyor. Râhib, Efendimizi mahalline götürür ve kendisi dışarı çıkarak buluta nazar eder. Bakar ki bulut kapının üzerinde duruyor. Râhib, hemen içeriye girerek Efendimizden, doğduğu yeri, kabilesini ve ismini sual eder. Fahri Kâinat Efendimiz de, Mekke'de Kureyş Kabilesinden, Benî Hâşim evlâdından ve isminin de Muhammedü'l-Emîn olduğunu söyleyince, Râhib kendinden geçerek kalkar ve gayri ihtiyari olarak, Efendimizin mübarek iki gözlerinden öpüp Kelime-i Şehadet» getirir. Daha sonra şöyle der — Ey Muhammed! bana bir alâmet dahi göster ki, kalbim mutmain olsun, yakînim ziyadeleşsin. Râhib'in bundan muradı, mühr-ü nübüvvet'i görmek idi. Hz. Peygamberimiz de feraset nuru ile bunu anlayarak, mübarek kaftanını çıkarıp iki omuzu arasındaki mührü gösterir. Râhib o mührü hemen öper ve yüzünü gözünü sürer. O vakit her ne kadar Peygamberimize mübüvvet gelmedi ise de, ilerde mutlaka geleceği itibarı ile râhib, îman edip kendisinin Ümmet-i Muhammed'den olmasını ve şefaatini niyaz eyler. Ebû Bekr Hazretleri de o kafilede idi. Râhib Ö'na Ve kafile reisine, Hz. Peygamberin bir takım münafık ve yahudi taifesi ile hased ehlinin kötülüklerinden hıfz u himaye edilmesini tembih etti. Yolculuk esnasında nice nice esrar ve sayılmayacak kadar çok harikulade şeyler zuhur etti. Kafile reîsi bu olanları mektub ile Hz. Hatice validemize bildiriyordu. O'nun da aşk ve muhabbeti kemâle erişip, gece ve gündüz daima Şam tarafını gözlüyordu. Kafile oradan hareket ederek, selâmetle Şam'a dahil oldu. Ellerindeki mallarını çok iyi fiyatla satıp, oradan da tekrar ucuz olarak mal tedarikiyle, develere yükleyip Mekke'ye doğru yola çıktılar. Yolları üzerinde bir yahudi taifesinin, büyük bir bayramlarına tesadüf ettiler. Onları seyretmek kasdı ile, Hz. Ebû Bekr, kafile reîsi ve daha bir kaç kişi ile Hz. Peygamber Efendimizi de alarak ibadet yerlerine gittiler. Hz. Peygamber Efendimiz ibadethane kapısından içeriye girdiği anda, zincirlerle asılmış olan bir çok kandillerin hepsinin zincirleri koparak yere düştüler. Yahudilerin korkularından ödleri patladı ve âlimlerine feryad ederek, arayın zira âhir zaman nebîsi Muhammed elbette bugün buradadır. Bu alâmet, onun buraya gelme alâmetidir. Hemen onu bulup helak edin, yoksa dinimizi ibtal eder, dediler. Bunun üzerine yahudiler birbirine karışıp aramaya başladılar. Fakat Hz. Ebû Bekr ile kaafile reîsi Mesîre gizlendiler ve Efendimiz Hazretlerini de alarak oradan uzaklaştılar. Kaafile ile beraber yola revan oldular. Kaafile reîsi adeti olduğu üzere, Mekke'ye 7 günlük yol kaldığı zaman, önden müjdeci olarak birisini gönderirdi. Bu hizmeti bu defa Hz. Resûlû Ekrem'e arz etti. O da kabul buyurdu. Reîs, beyaz bir deveyi son derece süsleyerek Efendimizi bindirdi ve Hz. Hatice'ye hitaben de şöyle bir mektub yazdı — Ey kadınların efendisi! Bu seferki ticaretimiz, diğerlerinden çok üstündür. Başka bir kaafileye böyle bir ticaret müyesser olmamıştır. Ve ancak bu faide Muhammed in bizimle birlikte olmalarındandır. Ve kendisi de müjdeci olarak önceden gönderilmiştir. Hz. Rasûlü Ekrem yola revan olduktan sonra, Hak Celle ve Âlâ Hazretleri, emri ile Cebrail Aleyhisselâm, Efendimizin ayak altındaki yeri dürüp, İsrafil sağına ve Mîkâil de soluna geçerek, o anda Efendimize bir uyku hali gelir. Böylece yedi günlük mesafeyi bir saatte kat edip Mekke-i Mükerreme'ye dahil olurlar. Hz. Hatice de gece ve gündüz Şam yolunu bekliyordu. Bütün cariyelerini de her tarafa gözcü koymuştu. Cariye bir deve üzerinde bir şahsın gelmekte olduğunu ve üzerinde de bir parça bulutun seyrettiğini görüp, Ya Hatice! bu gelen Muhammed'e benziyor, dedi. Hz. Hatice de __ Eğer o gelen Muhammedü'l-Emîn ise, hepinizi âzâd eyledim, buyurur. Aradan çok geçmeden, Hz. Rasûlü Ekrem, mektubu Hz. Hatice'nin evine teslim etti ve kaafilenin de emniyet ve selâmetle gelmekte olduğunu haber verdi. Hz. Hatice — Ey Muhammed! ben bu deveyi yüküyle beraber sana verdim. Efendimiz de memnuniyetini izhar ederek Ebû Tâlib'in evine gitti. Aradan bir kaç gün geçip kaafile Mekke'ye girdikten sonra; Ebû Tâlib ile Âtike, Hz. Rasûlü Ekrem'i evlendirmek istediklerinden Hz. Hatice'de olan ücretini istemesi için Efendimizi gönderdiler. Hz. Peygamber de gayet haya ederek ve mahcub olarak gider ve — Ey Hatice! Amcam beni evlendirmek istiyor. Sizde olan ücretime ihtiyacımız vardır. Onu almak için geldim, der. Hazreti Hatice de — Ya Muhammed! ücret çok az bir şeydir. Ondan ne hasıl olur? Ben sana bir hatun alayım ki, arabın en şereflisi ve en güzeli ve malı nihayetsiz olup nice acem beyleri talibi olmuş ise de asla rağbet etmemiştir. Lâkin bir özrü vardır ki, senden evvel bir ere varmış idi. Ondan başka bir aybı yoktur, der. Hz. Rasûlü Ekrem cevab vermeyerek amcasının evine döner ve biraz da gamlı olarak keyfiyeti amcasına haber verir. Ebû Tâlib ve Âtike — Vakıa bizim malımız yoktur, fakat neseb cihetinden biz hepsinden daha şerefliyiz. Bakalım bizi hafife mi almak için söylüyor, yoksa hakikat mı? Diyerek Âtike, doğruca Hz. Hatice'nin hanesine gider. Ve — Ya Hatice! Biz Muhammed'i evlendireceğimiz için, sendeki olan ücretini almaya göndermiştik. Halbuki sen bir takım kelimeler söylemişsin. Bu hususta bizi hafife almaklığın anlaşılıyor. Bizim malimiz yoktur, fakat haseb ve nesebçe bizden eşref olmadığını sen de bilirsin, der. Hz. Hatice ise — Hâşâ ki, ben Benî Hâşim'i hafife almak için söylemedim. Ancak kendi nefsimi Hz. Muhammed'e arz etmek isterim. Eğer kabul eder ise ne âlâ. Eğer etmez ise ömrümün sonuna kadar hiç kimseye varmam, der. Âtike — Ya Hatice! Bu keyfiyeti amcan Veraka Bin Nevfel biliyor mu? diye sorar. O da — Bilmez, lâkin Ebû Tâlib, Kureyşin eşrafını bir ziyafete davet edip beni istesin ve nikâh akdini yapsın, der. Bunun üzerine Âtike, son derece sevinerek meseleyi Ebû Tâlib'e anlatır. O da hemen bir ziyafet tedarikine bakarak, bütün Kureyş eşrafı ile beraber Veraka Bin Nevfel'i de davet eder. Nihayet ziyafet verilip şerbetler içildikten sonra, sohbet esnasında Ebû Tâlib, Hz. Hatice'yi Veraka Bin Nevfel'den ister. O da — Hatice'nin görülmüş bir rüyası vardır. Elhamdülillah yerini buldu. Zira, Muhammedü'l-Emîn gibi içimizde eşref ve güzel yaradılışlı bir kimse yoktur. Âhir zaman nebîsi olacağı da şüphesizdir. Bu isteğiniz münasib. Lâkin Hatice ile bir görüşmem lâzım, ondan sonra size cevab veririm, der. Hz. Hatice'nin yanına giderek meseleyi anlatır. O da — Vekilim olup nikâhımı akd eyle diye, kabul eder. Bunun üzerine Veraka Bin Nevfel hemen gelip, Kureyş eşrafı huzurunda nikâhı akd eder. Hz. Ebû Bekr de sağdıç olup, akrabasından bir takım kimseleri de davet ederek ziyafet verdikten sonra, Rasûlü Ekrem Hazretlerine en güzel elbiseler giydirerek tezyin ederler ve Hz. Hatice'nin evine götürürler. Hz. Hatice Validemiz de, kapının sağına ve soluna yüzer tane cariye dizerek, ellerine de birer tabak altun ve mücevher vermiş. Hz. Peygamber eve teşrif edince mübarek başı üzerinden aşağıya saçmalarını söylemiştir. Efendimizle birlikte gelenler çeşitli ikramlardan sonra giderler. Nihayet Hz. Hatice, Fahri Kâinat Efendimizin yanına gelerek — Ey Muhammed! bütün malımı, köle ve cariyelerimi sana hediye ettim, bugünden sonra hepsi senindir, der. Hak Celle ve Âlâ, Efendimizi Hz. Hatice'nin malı ile zengin etti. 24 yıl 5 ay 8 gün birlikte hayat sürdüler. Evvelâ Kaasım isminde bir erkek evlâdları dünyaya geldi. Hz. Peygamberimiz bu sebeble Ebü'l-Kaasım» diye de isimlendirildi. Sonra Tâhir» ve Mutahhar» isimli oğulları oldu. Fakat bunlar henüz küçük yaşta vefat ettiler. Efendimiz Hazretlerinin 4 kızı olup şunlardır" Hz. Fâtıma, Zeyneb, Rûkiye ve Ümmü Gülsüm, Hz. Fâtıma'yı Hz. Ali'ye Zeyneb'i, Ebü'l-Âs'a, Rûkiye ve Ümmü Gülsüm'ü de, birinin vefatından sonra diğeri olmak üzere Hz. Osman'a tezvic etmişlerdi. Bu yüzden Hz. Osman'a Zinnûreyn» denilmişti. Hz. Hatice Validemiz hakkında, Rasûlüllah Efendimiz şöyle buyurmuştur — Kadınların seyyidesi, Meryem, sonra da Hatice'dir. Radıyallahu Teâlâ anhüm ecmaîn * * * BEŞİNCİ HİKÂYE Hz. Fahri Âlem bir gün Mekke-i Mükerreme'nin dışında bir sahraya çıkmıştı. Ebû Cehil de o esnada adamları ile birlikte gezmekteydi, Efendimiz ile karşılaştılar. Kâfir bu fırsatı ganimet bilerek, Hz. Peygamberimizin mübarek başını yararak, bir takım lâyık olmayan muameleler yaptı. Hz. Peygamberimiz gayet mahzun bir şekilde, amcası Hamza'nın evine uğradı ve oradan da Beyt-i Muazzama'ya gidip, üzüntülü vaziyette bir mahalle oturdu. Hz. Hamza, avdan eve döndüğü zaman, ailesinin iki gözlerini yaş ile dolmuş olduğu halde görünce sebebini sordu. O da keyfiyeti anlattı. Bunun üzerine Hz. Hamza gadaplandı ve yemeğini bile yemeden yayını eline aldığı gibi Ebû Cehil'in yanına gitti. Kâfir O'nu görünce hemen ayağa kalktı. Hz. Hamza, laînin sakalından yapışıp elindeki yayı ile tam dokuz yerden başını yardı. Daha sonra Beyt-i Muazzama'ya gelip Hz Rasûlü Ekrem'e — Ey kardeşim oğlu! Ebû Cehil'in başını dokuz yerden yardım. Mübarek başınızı kaldırın. Ta ki ben hayatta oldukça, kalb-i şerifiniz mahzun olmasın. Siz ne ile memnun olursanız emir buyurun derhal yerine getireyim, diye tesellide bulundu. Hz. Rasûlü Ekrem — Ey Amca! Benim kalbim, sizin Hak Celle ve Âlâ'ya ve Rasûlüne îman etmeniz ile mesrur olur, buyurdu. O zaman Hz. Hamza hiç tereddüt etmeden Kelime-i Şe-hâdet» okudu ve İslâm ile müşerref oldu. İşte O'nun müslüman olması bu şekilde gerçekleşmişti. * * * ALTINCI HİKÂYE Mekke-i Mükerreme'nin yiğitlerinin âdeti, bir yere toplanıp kendi aralarında güreş tutmak idi. Bir gün yine toplandılar. Ebû Cehil meydana çıkıp, benim ile kim güreşir, diye dolaşıyordu; Hz. Peygamberimiz, o vakit yaşı henüz küçük olduğu halde, O'nunla güreşmek kasdı ile meydana çıkmak istedi. Ebü Talib ise, O büyüktür sen küçüksün diyerek mani olmaya çalıştı ise de, Hz. Ebû Bekr — Ey Ebû Tâlib! Hz. Muhammed mağlub olursa ayıp değildir, zira henüz yaşı küçüktür. Fakat Ebû Cehil mağlub olursa, öğünmek Hz. Muhammed'indir, diye O'nu razı etti. Rasûlü Ekrem meydana çıkarak Ebû Cehil ile güreş tutuklarında, Efendimizin giydikleri elbise açıldı. O anda gâibden bir el O'nun mübarek elbisesini bağladı. Orada hazır bulunanların hepsi bunu gördüler. Sonra Hz. Peygamberimiz bir hamle ile kâfiri kaldırdığı gibi yere vurdu. Hz. Ebû Bekr, sevincinden cebinde bulunan altunları Efendimizin başı üzerine saçtı ve hep birlikte sevinçlerini izhar ettiler. YEDİNCİ HİKÂYE Hz. Fahri Âlem bir gün eshabı güzini Rıdvanullahi Aleyhim Ecmeîn ile beraber, mescid-i seâdetlerinde sohbet ederken, bir a'râbî içeriye girdi. Doğruca Rasûl Aleyhisselâmın yanına giderek — Ya Muhammed! gölgede, güneşte ve ana rahminde âdem oğullarından, haşa senden kötü kimseyi görmedim. Eğer halktan korkmasam seni öldürürüm, dedi. Hz. Ömer hemen kılıcını çıkarıp o kimseyi öldürmeyi isteyince, Hz. Rasûl Aleyhisselâm — Ya Ömer! Sabreyle diye buyurdular. Daha sonra mezkûr şahsa dönerek — Ey kimse! Benden sana ağır gelen bir şey mi işittin? — Hayır. — Benden seni üzecek bir hâl mi zuhur etti? — Hayır. — öyle ise ne mürüvettir ki; seni asla rencide ve mahzun etmeyen birini kavmi ortasında tahkir ediyorsun. Sen şimdi Lâ ilahe illallah Muhammedü'r-Rasûlüllah» de, buyurdu. A'râbî — Ben o kelimeyi nasıl söylerim. Zira bana dediler ki haşa sen bir sihirbaz ve yalancısın ve gayet güzel konuşan bir şâir ve de aşık bir kimse imişsin. Hz. Rasûl — Ey kişi! Haber işitildiği gibi olmaz. Ben Allahu Teâlâ Hazretlerinin Rasûlüyüm ve yeryüzünde olan bütün insanların efdaliyim. Sen, Kelime-i Şehâdet» söyle buyurdu. A'râbî — Ya Muhammed! ben bir şey getirdim. Eğer o sana îman ederse ben de îman edeceğim, dedi. Ve elbisesini sallayarak bir keler düşürdü. Hz. Rasûl — Ey Keler! Ben kimim? buyurdukları zaman, keler — Sen, âlemleri yaratan Allahu Teâlâ Hazretlerinin Rasûlü ve kıyamette şefaat edicisin. Sana îman eden, necat ve felah bulur. Ve seni inkâr eden ziyan eder ve Hz. Allah'ın azabına müstehak olur, dedi. Hz. Rasûl — Ey Keler! Kime ibadet edersin? diye buyurunca, keler — Arşı, kürsü, yerleri, gökleri, kara ve denizdeki acâib mahlûkatı, kaza ve kaderi, cennet ve cehennemi, rahmet ve azabı da yaratan Allahu Zelcülâl Hazretlerine ibadet ederim, diye cevap verdi. Bu defa A'râbî gülmeye başladı. Hz. Rasûl — Ey Adam! Cenabı Hak'kın kudret ve mucizelerine mi gülersin? diye sordu. — Hayır Ya Rasûlallah! Mescid-î şerifinize girdiğim zaman bana, senden daha çirkin "kimse yok iken, inayet-i Hak yetişti ve şimdi bana, senden daha muhabbetli bir kimse yoktur, dedi. Ve Hz. Rasûlümüzün huzurunda can-u dilden iman etti. * * * SEKİZİNCİ HİKÂYE Hz. Fahri Risâlet süt anneleri Halime'nin yanında dört yaşına bastıkları zaman Hz. Halime, ehl-i nifak ve hasedin kötülüklerinden korkarak Hz. Rasûlü, Ebû Tâlib'e teslim etmek üzere devesine binerek Mekke'ye doğru yola çıktı. Mekke-i Mükerreme'nin kapısına geldikleri zaman, Hz. Rasûlü Ekrem Efendimizden yolculuk elbiselerini çıkarıp, başka elbiseler giydirmek üzere iken, Efendimiz ansızın süt annesinin gözünden kayboluverdi. Hz. Halime, şaşırıp kaldı ve etrafı arayıp bulamayınca feryad-u figan etmeye başladı. O arada bir kaafile görüp, Hz. Muhammed'i görüp görmediklerini sordu. Onlar, Muhammed kimdir? diye sordular. Hz. Halime — O Muhammed ki, ben fakire idim, O'nunla zengin oldum. Zelîl idim O'nunla izzettendim. Zayıf idim O'nunla kuvvet buldum, dedi. Kaafile ehli O'nu görmediklerini söylediler. Hz. Halime, ağlayarak ve feryad ederek aramaya devam ederken, îblîs Aleyhillâne'ye tesadüf etti. İblis — Ey Halime! Hübel isimli puta git, sana Muhammed'i getiriversin, dedi. Hz. Halime — Ey Melun, var işine git. Umarım ki O'nu bana tekrar getirirler. îblîs hemen Hübel'e giderek — Kureyş'e çok iyi oldu. Muhammed kaybolmuş, dedi- Hübel, Muhamed ismini duyunca düşüp secde etti ve" — Ey İblîs! Benden uzak ol. Hz. Muhammed, dünyaya geldiği gece diğer bütün putlara, kisra'ya, yehûd ve nasârâ kiliselerine neler olmuştu?! dedi. İblis yine Hz. Halime'ye gelerek — Ya Halime! Üzülme, Muhammed'in Rabbi vardır. O'nu hıfz ve himaye eder, dedi. Hz. Halime, ağlayarak olanları Ebû Tâlib'e anlattı. Ebû Tâlib de hemen münâdiler çıkardı ve her tarafa haberler saldı. Fakat Mekke ehli O'nu görmediklerine ve bir zarar vermediklerine yemin ettiler. Ve Hz. Muhammed bulunmadıkça yiyip içmeyeceğiz diye de ahdederek hep birlikte aramaya başladılar. Bir de gördüler ki, Veraka Bin Nevfel, Rasûlü Ekrem'i atının önüne almış getiriyor. Bu halden hepsi son derece sevindiler. O'nu nerede bulduğunu Nevfel'e sordular. Nevfel — Yolda gelirken fülan yerde gölgelenmek için durmuştum. Baktım ki, bu çocuk iki ellerine birer dal almış oynuyor. Sen kimsin dedim. Ben Muhammed Bin Abdullah Bin Abdülmuttalib'im» dedi. Seni buraya kim getirdi, diye sordum. Mekke-i Mükerreme'nin kapısında idim. Beni bir rüzgâr buraya getirdi.» dedi. Ben de alıp size getirdim, diyerek O iki cihanın güneşini Ebû Tâlib'e teslim etti. Bu hikâye siyerde yazılıdır. * * * DOKUZUNCU HİKÂYE Hz. Rasûlüllah'ın İslâm Dini'ne daveti aşikâr olup, zengin-fakir bütün insanlar tereddüt etmeden imana gelmeye başlamışlardı. Kureyş müşriklerinden beş kişinin Rasûlü Ekrem'e olan düşmanlıkları son dereceye varmıştı. Hz. Allah Celle ve Alâ, o dinsiz kâfirlerin her birisine ayrı bir belâ vererek helak etti. Onlardan birisi, As bin Vâil Semhî idi. Bir gün sahraya çıktığı zaman, bir yılan sokmuş ve zehiri gövdesine yayılınca, Muhammed'in Rabbi beni helak etti diye feryad ede ede gebermişti. İkinci Haris idi. Melunun kaafilesi bir gün yolda gelirken, karşılamaya çıkmıştı. Atı üzerinden başı üstüne yere düştü ve Aman beni şunların elinden kurtarın» diye bağırmaya başladı. Adamları, biz senden başka kimseyi görmüyoruz ki, diye cevap verince, Muhammed'in Rabbi beni katletti diyerek, helak oldu. Üçüncüsü ise Esved bin Abdülmuttalib idi. O da bir gün sahraya çıkmıştı. Tekrar geri dönünce kapkara olmuştu. O derece ki evine geldiği zaman, sen kimsin» diye soruldu. Ben evin sahibiyim» dedi. Onlar ise hayır sen bu evin sahibi değilsin, zira ev sahibi güzel bir kimse idi, sen ise bir kefen soyucu pis bir kimsesin,» dediler. Melun hayretinden başını kapının eşiğine koydu ve, Muhammed'in Rabbi beni helak etti, diyerek geberdi. Dördüncüsü ise, Esved bin AbdûlBaûs idi. Bir gün tuzlu balık yemiş ve harareti bir türlü gitmemişti. Su içe içe karnı şişmiş ve nihayet, Muhammed'in Rabbi beni katletti, diyerek helak olmuştu. Beşincisi ise Velîd bin Mugıyre idi. Melun bir gün sahraya çıkıp havaya bir ok atmıştı, Okun arkasından başını havaya kaldırıp bakarken ok, gelip gözüne saplanmış ve Muhammed'in Rabbi beni katletti, diyerek canı cehenneme gitmişti. Onların helakini müteâkib Hz. Cebrail gelerek, Hak'kın selâmını tebliğ ve biraz da Efendimizi teselli ettikten sonra İstihza edicilere karşı, biz sana kâfiyiz.» mealindeki âyet-i kerîmeyi inzal etmişti. * * * ONUNCU HİKÂYE Hz. Rasûlü Ekrem ve Nebiyyi Muhterem Efendimiz, mi'raca teşrif buyurdukları gece, birinci kat semada, muazzam bir kürsü üzerinde, nûrânî bir zatın oturduğunu gördü. Hemen Hz. Cibril'den, o nûrânî zatın kim olduğunu sordu. O da, Hz. Âdem Safiyyullah'tır, cevabını verdi. Hz. Peygamberimiz O'nun yanına doğru gitti. Hz. Âdem de Efendimizi karşılayarak musafaha ettiler. Hz. Rasûl — Elhamdülillâhillezî Ceale Lî validen misleke, buyurdu. Yani O Hz. Allah'a hamd olsun ki, bana senin gibi bir baba ihsan eyledi. Hz. Âdem Aleyhisselâm da — Elhamdülillâhillezî razzakanî veleden misleke, diye mukabele etti. Yani O Hz. Allah'a hamd olsun ki, bana senin gibi bir evlâd ihsan buyurdu, dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamberimiz — Ey Ceddim! Hak Celle ve Âlâ Hazretleri seni, kudretiyle halk edip meleklerin omuzuna bindirerek, semavâtı gezdirdi. Ve seni bütün meleklere kıble edip secde ettirdikten sonra sana, Cenneti mubah kıldı, buyurdu. Hz. Âdem Aleyhiselâm — Ya Muhammed! doğru söylüyorsun. Ben, bu nimet ve lütuflâra nail oldum. Fakat sen benden efdalsin. Zira, Cenabı Hak sana beş haslet ihsan etmiştir ki, senden evvel ve sonra hiç kimseye nasib olmamıştır. Evvelâ ben bir hata işledim, Rabbim 200 yıl ağladıktan sonra beni mağfiret buyurdu. Fakat seni, geçmiş ve gelecek bütün günahlardan masum yaratmıştır. İkinci olarak beni, cennete izzet ile koydu ve lâkin zillet ile çıkardı. Fakat seni, semavata tazım ve tekrîm ile çıkarıp yine izzet ve şeref ile yere indirdi. Üçüncüsü ise beni, Hak Celle ve Âlâ Havva'ya tezvîc edip, O'nun günahı ile cennetten çıkardı. Lâkin sana Hatice'yi tezvîc edip, ibadet ve taatta bulunduğu gibi, bütün malını da sana verdi. Dördüncüsü ise, benim evlâdımdan bin kişiden birisi cennete girip, 999'u, cehenneme girse gerektir. Lâkin senin ümmetinden bin kişiden 999'u cennete gireceği açıktır. Beşincisi ise, ben bir hata işledim Cenabı Hak beni cennetinden çıkardı. Fakat senin hiç bir günahın olmayıp enbiyanın en efdalisin. Mahlûkatın en şereflisisin. Cenabı Hak seni, Kaabe Kavseyn»e yükseltip ismini kendi ismine yakın yazdı ki, mihrablarda ve minarelerde, hergün nice kerre Kelime-i Şehadet» okunur, diye buyurdu. Cenabı Âdem Aleyhisselâm, Hz. Fahri Risalet ile iftihar edip veda ederek, Efendimiz Hazretlerinin de daha ileri makâmata yükseldiği, hadis kitaplarında zikredilmiştir. * * * Tweet Paylaş Peygamberlerin sıfatları deyince onlarda bulunması câiz olan sıfatlarla gerekli vacip ve zorunlu olan sıfatlar anlaşılır. Buna göre, peygamberlerin sıfatları nelerdir? Peygamberlerin sıfatları kaç tanedir? Vacip sıfatlar nedir? Peygamberler hakkında düşünülmesi caiz özellikler nelerdir? Peygamberlerin sıdk sıfatı, emanet sıfatı, ismet sıfatı, fetanet sıfatı, tebliğ sıfatı… Diyanet’in İlmihal-1 “İman ve İbadetler” kitabında yer alan bilgilere göre, peygamberlerin sıfatları hakkında merak edilenleri derledik. PEYGAMBERLERİN SIFATLARI NELERDİR? Peygamberlerin sıfatları deyince onlarda bulunması câiz olan sıfatlarla gerekli vâcip ve zorunlu olan sıfatlar anlaşılır. Kur'ân-ı Kerîm'in pek çok yerinde vurgulandığı gibi peygamberler de insandır. Onlar da diğer insanlar gibi oturup kalkar, yiyip içerler, gezerler, evlenip çoluk çocuk sahibi olurlar, hastalanır ve ölürler; bu gibi özelliklere, peygamberler hakkında düşünülmesi câiz özellikler denir. İlâhî emir ve yasaklarla yükümlülük konusunda peygamberler de diğer insanlar gibidirler. Fakat onlar her hareketleriyle Allah'ın insanlar için seçtiği kulları ve elçileri, insanların kendilerine bakarak davranışlarına çekidüzen verdikleri birer örnek olduklarının bilinci içindedirler. Bu sebeple fakirken, sıkıntıdayken bile Allah'a şükrederler. Haset etmek, içi dışına uymamak gibi kötü huylardan hiçbiri onlarda bulunmaz. Her peygamberde insan olmanın da ötesinde birtakım sıfatların bulunması gerekli ve zorunludur. Bunlara vacip sıfatlar denir. Bu sıfatlar şunlardır 1. Sıdk. "Doğru olmak" demektir. Her peygamber doğru sözlü ve dürüst bir insandır. Onlar asla yalan söylemezler. Eğer söyleyecek olsalardı kendilerine inanan halkın güven duygusunu kaybederlerdi. O zaman da peygamber göndermekteki gaye ve hikmet gerçekleşmemiş olurdu. Sıdkın zıddı olan yalan söylemek kizb, peygamberler hakkında düşünülemez. Bütün peygamberler peygamberlikten önce de sonra da yalan söylememişlerdir. 2. Emanet. "Güvenilir olmak" demektir. Peygamberlerin hepsi emin ve güvenilir kişilerdir. Emanete asla hainlik etmezler. Bu konuda bir âyette şöyle buyurulur "Bir peygamber için emanete hıyanet yaraşmaz..." Âl-i İmrân 3/161. Emanet sıfatının zıddı olan hıyanet, onlar hakkında düşünülmesi imkânsız olan bir sıfattır. 3. İsmet. "Günah işlememek, günahtan korunmuş olmak" demektir. Peygamberler hayatlarının hiçbir döneminde şirk ve küfür sayılan bir günahı işlemedikleri gibi özellikle peygamberlikten sonra kasten günah işlememişlerdir. İnsan olmaları sebebiyle günah derecesinde olmayan birtakım ufak tefek hataları bulunabilir. Ancak onların bu hatası yüce Allah'ın kendilerini uyarmasıyla derhal düzeltilir. Peygamberlerin bu tip küçük hatalarına "zelle" denilir. İsmetin karşıtı olan mâsiyetten günah işlemek Allah onları korumuştur. Peygamberler örnek ve önder kişiler oldukları için, konumlarını zedeleyecek davranışlardan da uzaktırlar. 4. Fetânet. "Peygamberlerin akıllı, zeki ve uyanık olmaları" demektir. Bunun zıddı olan ahmaklık peygamberlikle bağdaşmaz. Peygamberler zeki ve akıllı olmasalardı hitap ettikleri kişileri ikna edemezler, toplumsal dönüşümü sağlayamazlardı. 5. Tebliğ. "Peygamberlerin Allah'tan aldıkları buyrukları ve yasakları ümmetlerine eksiksiz iletmeleri" demektir. Tebliğin karşıtı olan gizlemek kitmân peygamberler hakkında düşünülemez. "Ey peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer yapmazsan Allah'ın elçiliğini tebliğ etmemiş olursun" el-Mâide 5/67 meâlindeki âyet, bu sıfattan söz etmektedir. Şurası muhakkaktır ki basın propaganda aracı, 18. veya 19. yüzyılın ortaya çıkardığı bir olgu değildir. Tarihin her döneminde ayrı şekillerde tezahür etmiş olan basın/yayın/propaganda aracı, toplum üzerinde oldukça müessir olmuştur. Biz burada, basını, bütün tarihi seyri içerisinde ele alacak değiliz. Sadece toplumlar üzerinde bu kadar müessir olan bu müessesenin Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve Sellem devrindeki fonksiyonundan söz edeceğiz. Genel olarak basının iki türlü tezahürü vardır. Birincisi toplumu dünya hadiselerinden haberdar etmek; ikincisi ise toplumu eğitmektir. Ne var ki; basının bu her iki yönlü çalışması da, içinde bulundukları ortamın sosyal ve siyasi yapıları yüzünden sınırlı olmuştur. Dünya tarihindeki büyük olayların hemen hepsinde, basın çok büyük bir rol bu rol her zaman menfi değil çoğunlukla müsbet yönde ideolojilerin müsbet veya menfi manada en büyük silahları şüphesizki biz basını bu manada alırken, yayınıda içerisine alıyoruz. Miladi 7. yüzyılın en büyük hadisesi, Peygamber Efendimizin, İslam’ı insanlara tebliğ etmek üzere Allah tarafından Peygamberlikle görevlendirilmesidir. Doğal olarak Mekke ve Medine basını bu büyük hadiseye bigane kalamazdı. Peygamber Efendimiz, temeli putlara ve heykellere tapıcılık olan Mekke Devleti’ni yıkıp, yerine tevhid inancına dayalı olan İslam Devletini kurmak istediğinden, daha başlangıçta, tasarrufu Mekke hükümetinin elinde olan basının saldırısına en canlı misali Nadr İbnu’l Haris’in düşmanlığı idi. Bu devir için pek tabiidir ki; gazete, dergi veya radyo, televizyon söz konusu değildir. O halde bu işi yürüten basın organları hangileridir? Şurası muhakkak tır ki basın, 18. veya 19. yüzyılın ortaya çıkardığı bir olgu değildir. Basın vakası, tarihin ilk devirlerinden beri insanoğlunun hayatı ile ilgili olarak günümüze kadar gelmiştir. Tarihin her döneminde ayrı şekillerde tezahür etmiş olan basın, toplum üzerinde oldukça müessir olmuştur. Biz burada, basını, bütün tarihi seyri içerisinde ele alacak değiliz. Sadece toplumlar üzerinde bu kadar müessir olan bu müessenin Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve Sellem devrindeki fonksiyonundan söz edeceğiz. ŞAİRLER… Evet, basın işini şairler bir konuda kamuoyu oluşturulacaksa, bu iş için şairler görevlendiriliyor, mukabilinde külliyeti miktarda para ödeniyordu. Mamafih, şairlerin bu işi menfaat karşılığı yapmadıkları da oluyordu. Şavaş hazırlıklarında olsun, savaş meydanlarında olsun, en büyük silah şiirdi. Rasulullah Efendimiz’in Mekke döneminde olsun, hicretten sonraki Medine döneminde olsun; bu şairler islam ve onun peygamberi hakkında söylemişler, kamu efkarını islam aleyhine çekmek için çalışmışlardır. Mekke dönemi, inancın tebliği, sabır ve yetişme dönemi olduğundan, Peygamber Efendimiz, Mekke basınının bu amansız saldırısına sabretmiştir. BASIN, YAHUDİLERİN ELİNDE Medine döneminde, günümüzde olduğu gibi İslam ile alay eden ve hakaret edenlerin çoğu yahudi idiler. Başka bir deyişle Medine’de İslam düşmanlığı yapan basın Yahudilerin elinde bulunuyordu. Bu yahudi şairler, şiirlerinde İslam ile alay ediyor, Peygamberimiz ve İslam kadınlarını küçük düşürücü istihzalarda bulunuyorlardı. Bu şiirler yani o zamanın gazete, dergi, makale, radyo ve gazete programları kısa zamanda yayılıyor ve İslam aleyhinde kamuoyu ne kadar Müslümanlar, bu yalancı şairlerin gazetecilerin dedikodularına kulak asmıyor idiyseler de , bu dedikodular, psikolojik bir rahatsızlık vesilesi oluyorlardı. Bu menfi basın organları olan Yahudi şairler, adeta İslama savaş açmış, her türlü hakareti yapıyorlardı. Hem peygamber, hem Devlet Başkanı olan Peygamberimiz, diğer İslam düşmanları ile olduğu gibi, bu düşman basın organlarıyla da mücadele etti. KENDİ BASINI İLE SAVAŞIYOR Şiiri o dönemin bir basın olarak değerlendirirsek Efendimizin izlediği yolu daha iyi Peygamberimiz Kab bin Malik’i ”Onları hicvet, çünkü, nefsimi elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, senin şiirin basının, gazeten onlar için oktan daha etkili ve yaralayıcı olacaktır.” ; Hassan Bin Sabit’i de Onlarla atış, Cebrail seninledir” diyerek teşvik etmiştir. Peygamber Efendimiz işte bu noktada şiiri gazete ve televizyonu bir savaş, aracı olarak görür. ”Mümin kılıçla olduğu kadar, dille gazete, basın ile de savaşır.” buyurmuştur. Anlaşılıyor ki Allah Resulu, İslama saldıranlara kendi silahları ile karşılık vermeyi teşvik düşmanlarına; Gazeteyse gazete ile, televizyon ise televizyon ile karşı koymak Müslüman için dini bir vazife ve doğru kullanıldığı takdir de bir ibadet olacaktır.

peygamberimizin ticari hayattaki dürüstlüğünü bir örnekle açıklayınız