peygamberimiz için yazılmış naat örnekleri
Bu paket Fatih Kadir Akın'ın hazırlamış olduğu fatura paketinin PHP dili ile yazılmış versiyonudur. eFatura sistemi üzerinde fatura oluşturmanızı sağlar. Bu sistem https://earsivportal.efatura.gov.tr/ adresini kullanarak bu sistem üzerinden fatura oluşturmanızı sağlar.
naat. Edebiyat Arapça. Hz.Muhammed'in niteliklerini övmek, ondan şefaat dilemek amacıyla yazılan kaside. hazreti muhammed’i (sav) övmek için yazılan şiirler. Tarih: 2016-03-02 01:55:45 Kategori: Sözlük. Soru Tarat.
Peygamberin ne kadar ibadet ettiğini onun eşlerinden sorup öğrenen üç sahâbî günahları bağışlandığı için onun ibadette aşırıya gitmediğini, kendilerinin ise daha çok ibadet etmeleri gerektiğini düşünmüş, biri hayatı boyunca bütün gece namaz kılacağını, diğeri her gün oruç tutacağını, bir diğeri de
Öğrenciözgeçmişini yazmaya başlamadan önce doğru yapı ve formatı belirlemen önemlidir. Bu, CV’ne profesyonel bir görünüm kazandırır ve okunurluğu artırır. Özgeçmişler için ters kronolojik özgeçmiş formatı yaygındır ve çoğu durumda CV’ye iş tecrübeleriyle başlanır. Fakat bu durum öğrenci
NAAT Hz. Muhammed’i övmek için yazılan şiirlere denir. Bunlar da daha çok kaside biçimiyle yazılmıştır. MERSİYE: Bir kimsenin ölümü üzerine duyulan üzüntü ve acıyı anlatmak için yazılan şiirlerdir. Genellikle terkib-i bent biçimiyle yazılmıştır.
Rencontre Amoureuse Gratuite En Cote D Ivoire. Peygamberimizin yaşantısı, örnek davranışları, Her hareketinde en güzel örnek olan Peygamberimizin güzel ahlakından ve örnek davranışlarıHer işe besmeleyle başlardı. “Besmele” Bismillahirrahmanirrahim ile başlamayan her işin hayrı ve bereketi olmayacağını buyurmuştur.“Meşru işlerin her hangisi olursa olsun, Besmele-i Şerife ile başlanmazsa nasipsiz, güdük hayrı kesik olur” MünâviAllah Resulü herkese selam verirdi “Allah katında insanların en değerlisi karşılaştıklarında önce selam vermek için harekete geçendir.” buyurmuştur.“Siz, iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız. ” Müslim, Îmân 93Maddeler halinde Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in örnek davranışlarıPeygamberimizin Örnek DavranışlarıKuran-ı Kerim’de Cenab-ı Allah şöyle buyurmaktadır;Ey Muhammed de ki Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın…” Al-i imran Suresi 31“ Ve sen Ey Muhammed elbette yüce bir ahlaka sahipsin.” Kalem Suresi 4Peygamber Efendimizin her Müslümana örnek olabilecek yaşantısı, davranışlarıRasûlullah Yürürken sahabilerinin gerisinde yürürdü.– Birisiyle karşılaştığı zaman önce kendisi selam verirdi.– Rasûlullah Aleyhisselâm daima düşünceli idi.– Kendisinin susması, konuşmasından uzun sürerdi.– Rasûlullah Aleyhisselâm lüzumsuz yere konuşmazdı.– Söze başlarken de sözü bitirirken de Allah’ın ismini anardı.– Konuşurken kısa ve özlü kelimelerle konuşurdu.– Rasûlullah’ın sözleri hep gerçek ve yerinde idi.– Rasûlullah Aleyhisselâm konuşurken ne fazla ne de eksik söz kullanırdı.– Kimsenin gönlünü kırmaz, kimseyi hor görmezdi.– En ufak nimete bile saygı gösterirdi.– Bir nimeti ne hoşuna gittiği için över, ne de hoşlanmadığı için yererdi.– Dünya için, dünya işleri için kızmazdı; fakat bir hak çiğnenmek istendiği zaman, onun öcünü almadıkça hiçbir şey kızgınlığının önüne geçemezdi.– Kendi şahsı için asla kızmaz ve öç almazdı.– Bir şeye işaret edeceği zaman parmağıyla değil, bütün eliyle işaret ederdi.– Hayret ve taaccüp ettiği zaman elinin duruşunu tersine çevirir, yani avucu göğe doğru ise onu yere doğru, yere doğru ise onu göğe doğru çevirirdi.– Konuşurken el hareketi yapar, sağ elinin avucunu sol elinin başparmağının iç tarafına vurur dururdu.– Kızdığı zaman kızgınlıktan hemen vazgeçer ve kızgınlığını belli etmezdi.– Neşelendiği, ferahlandığı zaman gözlerini yumardı.– En fazla gülmesi gülümsemekti. Gülümserken de ağzındaki dişleri inci taneleri gibi görünürdü.– Hz. Âişe’nin bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselâm insanların en güzel ahlaklısı idi. Hiçbir çirkin söz söylemez ve hiçbir çirkin harekete tenezzül etmezdi.– Çarşı ve pazarlarda bağırıp çağırmaz, kötülüğü kötülükle karşılamazdı. Fakat affeder ve bağışlardı.– İnsanların en naziği, en iyi huylusu ve en güleci idi.– Allah yolunda cihat dışında ne bir hizmetçiye, ne bir cariyeye ne de bir kimseye el sağ elini kullanırdıEfendimiz sas, insanlardan bir şey alırken ve onlara bir şey verirken sağ elini cömertti “cömert allah’a yakın, cimri ise allah’a uzaktır. cömertlik kökü cennette olan bir ağacın dünyaya sarkmış dalıdır. kim o dala tutunursa o dal onu cennete çeker.”İnsanlara selam verirdi Selamla birlikte samimiyetle, tebessüm ederek musafahada insanların arkasından hayırla yâd edilmesini isterdi Allah Rasulü, vefat etmiş insanların hep hayırla yâd edilmesini tavsiye hediyeleşir ve hediyeleşmeyi tavsiye ederdi Peygamberimiz sas insanlara hediyeler verir, onların hediyelerini kabul eder ve hediyelerine ya aynıyla veya çok daha iyisiyle karşılık karşı her zaman tebessümlüydü Kahkahayla gülmez fakat asık suratlı da davranmazdı. İnsanlar içerisinde en tebessümlü olanıydıTane tane konuşurduEfendimiz tane tane, orta bir ses tonuyla konuşurdu. Çok önemli gördüğü şeyleri üç defa tekrar ederek vurgulardıİnsanlar konuşurken ciddiyetle dinlerdi İnsanları dinlerken onların yüzüne bakar söylediklerini önemserdiŞahsi konularda öfkelenmezdi Allah Rasulü, kendi nefsi adına veya dünyalık bir şey için öfkelenmez; insana veya Allah’a ait bir hak zayi olduğunda Allah ve din için şaka yapardı Peygamber Efendimiz sas insanlara şaka yapardı. Fakat şaka yaparken yalan söylemezdiO’ndan sas asla kaba bir söz duyulmamıştı Allah Rasulü bir hak zayi olmadıkça halim-selim bir insandı. O’ndan asla kötü söz, kaba ifade ve hakaret karşılığını hemen verirdi İnsanlara emeklerinin karşılığını hemen verirdi. Bunu ahlak olarak Müslümanlara da tavsiye ederdi “İşçinin ücretini alnının teri kurumadan veriniz.” Esnaflara dürüst olmayı tavsiye ederdi Peygamberimiz sas sık sık çarşıya ve pazara çıkıp dükkanlara uğrardı. Esnafa tartıyı nasıl yapacaklarını gösterir ve dürüst olmalarını tavsiye ilişkilerinde çok hassastı Allah Rasulü komşu haklarına karşı son derece dikkatliydi. “Komşusu açken kendisi tok yatan bizden değildir.” buyurarak komşuluk ilişkilerinde sınırı çok ileriye yardım ederdi Efendimiz evleneceklere imkanları ölçüsünde yardım fakirlerin evlerine gider, onların hatırlarını sorar, onlarla beraber bir evin kapısını çalarak izin isteyen kimse, bu işi en fazla üç defa tekrarlamalı, cevap verilmediği takdirde ısrarcı Efendimiz bir başkasının evine girmek için şöyle buyurmuştur; “İzin istemek üç defâdır. İzin verilirse girersin, verilmezse geri dönersin.” buyurmuştur. Buhârî, İsti’zân, 13Âyet-i kerimede ise şöyle buyrulmaktadır“Eğer girmek istediğiniz evlerde kimseyi bulamazsanız, izin verilinceye kadar oraya girmeyin! Geri dönün!» denirse hemen dönün, bu sizin için daha uygundur. Şüphesiz Allah yapmakta olduklarınızı hakkıyla bilendir.” Nur Suresi, 28İlgili Diğer KonularPeygamberimizin SünnetleriMünafığın alâmeti üçtür HadisEvlilik İle İlgili Hadisler40 Hadis“Rüzgara Sövmeyin, Bu Rüzgar Allah’ın Rahmetindendir.”“Ameller Niyetlere Göredir”“Hiç Şüphesiz Bu Din Sağlamdır, Ciddidir.”Ahir Zaman Facebook’tan takip etmeyi unutmayın!
Zeynep Demir Necip milletimizin Hz. Muhammed’e duyduğu sevgi ve hürmet, sanatın diğer bütün dallarında olduğu gibi edebiyatımızda da makes bulmuş, Türk edebiyatında kalem oynatan yüzlerce şair, Hz. Peygamber’in şefaatine de mazhar olmak arzusuyla naatlar yazmışlardır. Hz. Peygamber için kaleme alınan şiirlere naat adının verilmesi, onun gönüllerdeki yerinin her dem taze olduğunun göstergesidir. Naat, anlam itibariyle bir kimsede bulunan özellikleri nesir formunda dile getirmektir. Peygamberler, devlet büyükleri, dört halife için yazılan şiirler naat geleneği içinde telakki edilmiştir. Fakat kültürümüzde bu kelimenin sahip olduğu anlam Hz. Peygamber’e has kılınmış, onun üstün vasıflarını anlatan şiirler naat olarak isimlendirilmiştir. Arap edebiyatında ise Hz. Muhammed için kaleme alınan şiirlere “medhiye” denilir. Burada isimlendirme yapılırken hassas bir düşüncenin, incelikli bir nezaketin hâkim olduğunu görürüz. Zira bir insanın vefatından sonra onun meziyetlerini anlatmak için yazılan şiirlere ağıt, mersiye gibi isimler verilirken Peygamber Efendimiz için yazılanlara naat yahut medhiye denilmesi onun sünnetinin daima örnek alınması gerektiği, hayatla bağlantılı olduğu telakkisini uyandırır. Kalem erbabını naat yazmaya sevk eden amillerin başında hiç şüphesiz Peygamber sevgisi ve onun şefaatine nail olabilme arzusu gelmektedir. Naatlar, Peygamber övgüsü ile vücut bulurlar. Zira her mümin, gönlü Hz. Muhammed muhabbetiyle dolu bir âşık, Peygamber Efendimiz de hakiki maşuktur. Şair, kalemini onun mübarek vasıflarını anlatmak için eline alır ve böylelikle ona bağlılığına kalemini de şahit tutar. Edipleri naat yazma konusunda teşvik eden bir diğer amil, İslam dinini yayma ve sevdirme arzularıdır. Bu çaba Müslüman şairlerin yazınlarını beslemiş, özellikle Yaradan’a ve O’nun Habibine dikkatlerini yoğunlaştırmıştır. Bu bağlamda da peygamberle ilgili edebî eserler literatürde kendine oldukça geniş bir yer açmış, doğudan Hz. Peygamber için yazılan naatlar ise müstakil bir form olarak edebiyat havzasının içinde bir alan oluşturmuştur. İlk naat örneğinin Asrısaadet'te kaleme alındığı ve A’şa’ya Meymün b. Kays ait olduğu söylenir. “Şuara’ü’n-Nebl” olarak tanınan Abdullah b. Revaha ö. 629, Ka’b b. Malik ö. 670, Hassan b. Sabit ö. 680? ile Amir b. Sinan İbnü’l-Ekva, ö. 628 ve Abdullah bin Abbas ö. 687-8 Arap edebiyatının ilk naat şairleridir.”1 İslam coğrafyasında en bilinen naat ise Mısırlı sufi ve şair Muhammed b. Saîd el-Bûsîrî’nin Hz. Peygamber için yazdığı Kasîdetü’l-bürde’dir. On bölümden oluşan kaside, nesîb bölümüyle başlar. Hz. Peygamber’in mübarek yaşamı doğumundan itibaren övgü ile anlatılır. Peygamber’in üstün vasıfları sıralanır. Yine onun dilinden öğrenilen ilahi kelamın faziletlerine değinilir. Kaside, dua ve niyaz bölümleriyle nihayete erer. İslâm dünyasında Kasîdetü’l-bürde kadar meşhur olmuş, üzerine şerhler yazılmış, özel gün ve gecelerde okunmuş bir başka kaside Türk edebiyatında ise ilk naat örneği, Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig’inde yer alır. Mevlana’nın dilinden farsça, Yunus’un dilinden Türkçe dökülen mısralar, okuyanların gönlüne işler. Ardından nice şair bu geleneği günümüze dek taşır. Edip Ahmet Yükneki’nin Atabetü'l-Hakayik ve Ahmet Yesevi’nin Divan-ı Hikmet adlı eserlerini de bu türün uzağında düşünemeyiz. Ahmet Yesevi Divan-ı Hikmet’inde bütün yazınını Allah, Peygamber ve insan sevgisi üzerine inşa eder. Onun için Hz. Peygamber’i sevmek, hakiki manada onu tanımak ve sünnetine uymakla mümkündür. Bu nedenle her fırsatta kalemini kullanarak insanları ona uymaya, sünnetini yaşamaya çağırır. Divan edebiyatında naat, divan sahipleri ediplerin eserlerinde tevhid ve münacaattan sonra gelir. İçeriğinde genel olarak ayet ve hadisler ışığında Peygamber’in isim ve sıfatları, onun fiziksel özelliklerinin yanı sıra üstün ahlakı anlatılır. Bu anlatılarda siyer bilgilerine de geniş olarak yer verildiği görülür. Peygamber’in hicreti, verdiği mücadele de etkili bir şekilde işlenir. Bütün bu değinilerin merkezinde yer alan ise Peygamber’e duyulan sevgi ve özlemdir. Divan edebiyatı havzasında naat türünün meşhur örneklerine baktığımızda Fuzuli’nin Su Kasidesi’ni ve Galib’in “Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammedsin efendim, Haktan bize sultan-ı mü’eyyedsin efendim” beyitiyle zihinlerimizde yer edinmiş naatını anmadan geçemeyiz. Fuzuli, Peygamber’e duyduğu aşktaki inceliği ve deruni anlamları kasidesinde çok güzel bir şekilde yansıtmıştır. Peygamber sevgisini lirik bir tarzda dile getirmiş, ona bağlılığını aşikâr etmiştir. Konu Peygamber olunca divan şiirini besleyen aşk hakiki hüviyetine kavuşmuştur. Öyle ki Fuzuli gönlünde Peygamber’e duyduğu derin sevgiden dolayı yanan ateşe gözyaşlarının fayda vermeyeceğiyle başlar söze “Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su” Tanzimat sonrası Türk şiirinde naat geleneği güçlü bir şekilde varlığını sürdürmeye devam eder. Ziya Paşa, Muallim Naci, Recaizâde Mahmut Ekrem, Hüseyin Siret, Mehmet Akif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek, Arif Nihat Asya naat yazan güçlü kalemlerdir. Bu dönemde naat, muhteva açısından geleneksel anlayışa bağlı kalsa da biçim yönünden değişime uğramıştır. Dil ve üslup olarak yeni bir kimlikle okurun karşısına çıkmıştır. Özellikle Arif Nihat Asya’nın “Seccaden kumlardı…” diye başlayan naatı büyük ilgi görmüş, duru Türkçesiyle dimağlara nakşolmuştur. Asya’nın dizelerinde o, “düşkünlerin kanadı”, “yoksulların sahibi”, “Abdullah'ın yetimi”, “Âmine’nin emaneti”, “Hadîce’nin koncası”, “Âişe’nin gülü”, “ümmetin gözbebeği”dir. O, müminin kalbine öylesine sirayet etmiştir ki, onun adı ancak güzelliklerle anılır. Nice sanatkâr ondan aldığı ilhamla sanatlarını icra eder. Yeni Türk edebiyatında, geleneksel form ve temalardan uzaklaşılsa da naat her zaman şairlerin kaleminde ayrı bir yer tutmuş, biçimsel manada büyük bir değişim gösterse dahi Peygamber’i şiirle sevmek Türk ediplerinin vazgeçilmezi olmuştur. Turgut Uyar, Erdem Beyazıt, İsmet Özel, Bahattin Karakoç, Nurullah Genç, Ali Ulvi Kurucu, Yaman Dede, Hüsrev Hatemi, M. Akif İnan, Bestami Yazgan ve niceleri… Naat geleneğini yeni form ve biçimlerde sürdüren çağdaş şairlerden sadece birkaçı. Şairlerin gönlünden kopup gelen naatlar yalnızca edebî bir gelenek içinde kalmamış, hattatların elinde görsel bir şölene, müzehhiplerin fırçalarıyla bezenerek ise birer serlevhaya dönüşmüştür. Musikişinasların sazlarında notaya bürünmüş, hanendelerin dilinde terennüm edilmiştir. Öyle ki cami ve tekkelerde bu türün kıymetli örnekleri her dem okunarak Müslümanların kalbine dokunmuştur. Vicdanlar, sakat çıkmadan, Ya MUHAMMED, yarına; İyiliklerle gel, güzelliklerle gel Adem oğullarına! Yüreklerden taşsın Yine, imanlar! Itri, bestelesin Tekbir’ini; Evliya okusun Kur’an’lar! Ve Kur’an’ı göz nuruyla çoğaltsın Kayışzade Osman’lar! Naatını Galip yazsın, Mevlid’ini Süleyman’lar! Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle Geri gelsin Sinan’lar! Çarpılsın, hakikat niyetine Cenaze namazı kıldıranlar! Gel, Ey MUHAMMED, bahardır. Dudaklar ardında saklı Aminlerimiz vardır! .. Hacdan döner gibi gel; Mirac’dan iner gibi gel; Bekliyoruz yıllardır! Arif Nihat Asya
Peygamberimize Yazılan Naat’lar“Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.”1 Allah Peygamberimiz Hz. Muhammed’i Kur’ân-ı Kerîm’de övmüş,2 Tevrat’ta ismi Muhammed; İncil’deki ismi Ahmed diye bildirilen iki cihan serveri o Yüce Nebi, Allah Rasulü ve seçkin bir kul Mustafa olarak “Makam-ı Mahmud”3 denilen övgü ve sevgi makamını elde etmiştir. Bütün bu özellikleriyle onu gökte melekler; yerde insanlar ve bütün felekler sevmiş ve övmüştür. O’na dair binlerce eser yazılmıştır. Herkes kendi açısından onu övmeye çalışmış fakat O’nu Allah dışında hiç kimse layık olduğu şekliyle övememiştir. O’nu övenlerden bir zümre de şairlerdir. Sahabeden Şair Hassan b. Sabit ve Ka’b b. Züheyr gibi şairlerle başlayan bu gelenek asırlarca devam etmiş, günümüz şairlerine kadar süregelmiştir. Halen de günümüzde her şair kendi gücü nisbetinde O’nu övmeye, onunla ilgili “Naat”ler yazmaya çalışmaktadır. Mesela ülkemizin önemli şairlerinden Necip Fazıl KISAKÜREK, O’nunla ilgili 63 şiirden oluşan “ES-SELAM” adlı şiir kitabını yazmıştır. Bu konuda artık özel derlemeler, “GÜLDESTE” adlı şiir kitapları yazılmakta, internet vb. elektronik-dijital ortamlarda O’nunla ilgili çeşitli şiirler yer almaktadır. Biz de burada O’na dair yazılan şiirlerden bir demet sunmak istiyoruzBir Arap şair O’nunla ilgili şunu söylemiştir “Muhemmedün beşerün ve leyse ke’l-beşerBel hüve yakûtun ve’n-nâsü ke’l-hacer.” Yani demek istemektedir ki“Her ne kadar Muhammed de bir insan olsa da O, diğer insanlar gibi o yakut taşı gibidir, diğer insanlar ise normal çakıl taşı gibidir.” Kısacası ikisi de taş olmasına rağmen- bir çakıl taşıyla elmas taşı arasında elmas taşı kadar fark vardır. Her ne kadar Hz. Muhammed de bir insan olsa da diğer insanlarla Hz. Muhammed arasında Hz. Muhammed kadar fark vardır. N. Fazıl Kısakürek O’nun için şöyle demiştir “Kurtarıcım, efendim, rehberim peygamberim!Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim” “O Allah’ın emriyle Kâinât EfendisiVarlığın tacı, varlık nurunun ta kendisi.” Yunus Emre de onu şu şekilde övmüştür Adı Güzel, Kendi Güzel Muhammed!Canım, kurban olsun senin yoluna,Adı güzel, kendi güzel Muhammed!Gel şefâat eyle kemter asi kuluna,Adı güzel, kendi güzel Muhammed! Mümin olanların çoktur cefâsı,Âhirette olur zevk-u sekiz bin âlemin Mustafâ’sı,Adı güzel, kendi güzel Muhammed! Yedi kat gökleri seyrân eyleyen,Kürsînin üstünde cevlân eyleyen,Mîrâcda, ümmetin Hak’tan dileyen,Adı güzel, kendi güzel Muhammed! Ol çâriyâr anın gökler yâridir,Anı seven günahlardan beridir,On sekiz bin âlemin serveridir, Adı güzel, kendi güzel Muhammed YÛNUS n’eyler iki cihânı sensiz,Sen hâk peygambersin şeksiz şüphesiz!Sana uymıyanlar, gider îmânsız,Adı güzel, kendi güzel Muhammed! O’na olan aşk ve sevgisini ise şu şiiriyle dile getirmiştir Arayı arayı bulsam iziniİzinin tozuna sürsem yüzümüHak nasip eylese görsem yüzünüYa Muhammed cânım arzular seniBir mübârek sefer olsa da gitsemKâbe yollarında kumlara batsamHub cemâlin bir kez düşde seyretsemYa Muhammed cânım arzular seniZerrece kalmadı gönlümde hileSıdk ile girmişem ben bu hak yolaEbu Bekir, Ömer, Osman da bileYa Muhammed cânım arzular seniAli ile Hasan Hüseyin andaSevgisi gönülde mahabbet candaYarın mahşer günü olur dîvândaYa Muhammed cânım arzular seniArafat dağıdır bizim dağımızAnda kabul olur bütün duamızMedine’de yatar PeygamberimizYa Muhammed cânım arzular seniYûnus medh eyledi seni dillerdeDillerde dillerde hem gönüllerdeAğlayı ağlayı gurbet illerdeYa Muhammed cânım arzular seni Erzurumlu Aşık Sümmanî bir şiirinde onunla ilgili şunları söylemiştir Çar anasırdan halk etti ta ezel Hak Adem’iCennetten sürgün ettiler hâke bastı kademi. Çıktı Serendip dağına ah-ü figan eylediAffetti Mevlâ günahın, murad aldı encemi. İsmail sahrada doğdu çünkü Hacer anadanAyağını yere vurdu izhar etti zemzemi. Came sevki nûş eyledi Şahmeran şerbetindenCümle çiçek sada verdi anda yaptı merhemi Çün Yunus’u yuttu balık kaldı umman içindeGece gündüz rica etti dedi “Gönder çaremi.” Geçirmeyip beş vaktini borcun eda eylediGetirmedi lisanına asla dünya kelami. Yakub’a hasretlik verdi Yusuf-u Kenan içinCihanı suya gark etti Nuh’a yüzdürdü gemi. Der Sümmani“Muhabbetten hasıl oldu MuhammedOnun için halk eyledi on sekiz bin alemi.” Peygamber Sen, fikir kadar güzel;Ve tek, birden daha tek !Itrını süzmüş ezel ;Bal sensin, varlık petek…. Sensin ölüme hisar;Bâkisi hep inkisar…Sar bizi, çepçevre sar,Rahmet rûzgarı etek !.. KISAKÜREK O’nun Ümmetinden Ol! Beri gel, serseri yol!O’nun ümmetinden ol!Sel sel kümelerle dol!O’nun ümmetinden ol! Sen, hiçliğe bakan yön!Hep sıfır, arka ve ön!Dosdoğru Kabe’ye dön!O’nun ümmetinden ol! Gel dünya, mundar kafes!Gel, gırtlakta son nefes!Gel, arşı arayan ses!O’nun ümmetinden ol! Solmaz, solmaz; bu bir renkÖlmez, ölmez; bin ahenk…İnsanlık; hevenk hevenk,O’nun ümmetinden ol! KISAKÜREK Milli Şarimiz Mehmed Akif Ersoy O’nu şöyle anlatmıştır BİR GECE On dört asır evvel, yine böyle bir geceydi Kumdan, ayin on dördü, bir öksüz çıkıverdi! Lakin, o ne hüsrandı ki; Hissetmedi gözler; Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi! Nerden görecekler? Göremezlerdi tabi Bir kerre, zuhur ettiği çöl en sapa yerdi; Bir kerre de, ma’mure-i dünya, o zamanlar, Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi. Sırtlanları geçmişti beser yırtıcılıkta; Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi! Fevza bütün afakını sarmıştı zeminin, Salgındı, bugün şark’ı yıkan, tefrika derdi. Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz, Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi! Bir nefhada insanlığı kurtardı o masum, Bir hamlede Kayserleri, Kisraları serdi! Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi; Zulmün ki, zeval aklına gelmezdi, geberdi! Alemlere rahmetti, evet, Şer’-i mübini, Şehbalini adl isteyenin yurduna gerdi. Dünya neye sahipse, onun vergisidir hep; Medyun ona cemiyyeti, medyun ona ferdi. Medyundur o Masum’a bütün bir beşeriyyet… Ya Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile Tasavvuf ehli, Hak aşığı, halk ozanı bir başka şair O’nu şöyle tasvir etmiştir Bağlamış Seni gören akıl zây’olur elbetServi serin halka saye boyda ser çektin ey serv-i kâmet.“Elif” zülfün, serin “Bâ”ya “Tebârek-Kadsem’” suresi 8“Er-Rahmân” okunur cismin “Alleme’l-esmâ”da ismin süresi,İki “mim” bir “dal”ı “hâ”ya bağlamış. 10Celâli sâildir kapında pertevinden bir buse isterDediler muteber bir delil gösterDedim hüccet “Ve’d-Duhâ”ya CELALİ…………………………………Zay yitirmek; Ser Baş; Kamet Boy, endam; Sail Dilenci, isteyen; Pertev Işık, nur; Hüccet Delil. MİM Lâm-elif dersinde aşk ocağındaBen “Elif” dedikçe dilim döndü “Mim” 12Yed-i kalem çalmış kudret bağındaKalemi “mim”, imlâsı “mim”, pendi “mim”.O serv-i semendin öz otağında,Yedi nâr beslemiş şâh dudağındaDört ırmak akıyor cânân bağında,Çeşmesi “mim”, gözesi “mim”, bendi “mim”.13 Çoktan âşık oldum ben o dilbere,İsmin kitap ettim aldım Celali yazam deftere,Ülkesi “mim”, durağı “mim”, kendi “mim”.14 Bayburtlu Celali Baba……………………….Elif Allah; Mim Muhammed; Pend Nasihat; Serv Selvi; Semend Çevik ve güzel at.………………………. Sendeki güzellik ey Hüsn-ü Şikâr. 15Ne alem, ne Adem ne cihanda var. 16Hüsnün cilasında açılan buse,Ne Yakup ne Yusuf ne Kenan’da Zulmet geceleri kılarsın ruşan. 18Cemalin görenler olur alamet sendeki nisanNe huri ne melek ne ğılmanda var. 19 Kaşların fermandır, gözlerin hakimŞems ile kameri edersin mahkumSendeki adalet sendeki hükümNe Davut ne oğlu Süleyman’da var. 20Kipriklerin oktur tutmuş yazmış kudret hüsn-ü cilanın metin Zebur hem Tevrat hem Kur’an’da var. Sana dost demişti ol Gânî HudâSeninçün bu âlem geldi mevcûda. 21Sendeki muhabbet sendeki sevdâ,Ne Mecnûn ne Leylâ ne Hicran’da Bayburtlu Aşık Hicrânî Şemail23 Ne uzun ne kısa kararında İbrahim’den ne asil bir hoş siyah dalgalı bir giydir beni benden soyÂlemlere rahmet yüzünü gösterBu kul varlığından soyunmak ister Güneş pervânesi o güzel yüzünNurundan ışığı vardır gündüzünSolmaz bir gül rengin ne kış ne güzünTecelli ediyor yüzünde özünHasretim, yanarım, yüzünü gösterKölen bu devletle avunmak ister Simsiyah gözlerin âhû misâlinDâim Hakk’a bakar her an visâlinBeyazı ölçüsü gözde kemâlinKaşların sûreti gökde hilâlin,Râzıyım rûyada yüzünü gösterÂşık maşukuna can sunmak ister Bir tutam sakalın birkaçı beyazMübarek vücudun serin kış ve yazCânımı yoluna kurban etsem azDostlar defterine köleni de yazAçıver kapını yüzünü gösterGönül hasretinden yakınmak ister Duyular mükemmel, dişleri inciKokusuna tutkun, yaşlısı genciYürürken koşmadan olur birinciKapına gelmiş bir garip dilenciAçıver ne olur yüzünü gösterGarip ayağına kapanmak ister Yukarıdan aşağı heybetle inişYürüyüşünde var hep bu görünüşÂdetin baktığın tarafa dönüşBize nasip olsun hayırlı bir düşKerem et ne olur yüzünü gösterKim böyle bir düşten uyanmak isterSeni ilk görenler korku çekermişSonra ülfet eder hemen severmişBenzerini asla görmedim dermişErenler yolunda giderek ermişBenzeri bulunmaz yüzünü göster Gönüller nurunla yıkanmak ister Zâtının nûrundan vermiş sana canHilkate ruhunla başlamış RahmanYûsuf’ta yok sende olan hüsnü anAhlâkındır Senin, mûcize Kur’an,Alemlere Rahmet, cemâlin gösterKölen rahmetine sığınmak ister Ümmetin üstüne titreyen sensinMüjdeci, uyaran, gel diyen sensinKulunu Allah’a sevdiren sensinGecemi gündüze çeviren sensinEy Hakk’ın şâhidi yüzünü gösterKul şehâdetinle tanınmak ister Hakk’ın halilisin, habibi sensinGönüllerin eşsiz tabibi sensinEn güzel hutbenin hâtibi sensinÜmmetin en büyük nasibi sensinAşkımın Leylası yüzünü gösterGönül seni gözden sakınmak ister En güzel, en üstün ahlak senindirCömertlikte kemâl el-hâk senindirŞefaatte en son durak senindirMiraç senin, Refref, Burak senindirSen gördün, bize de cemâlin gösterPervâne şem’ine hep yanmak ister 24 Prof. Dr. Hayrettin KARAMAN24-1-1992 de Mekke’de tamamlandı. KAN TUTAR Leblerimle emrine âmâdedir cânım benimAlda bir bûseyle öldür haydi cânânım benimLâl olur birden dilim bilmem neden görsem seniGörmesem kalmaz karârım dinmez efgânım benim. Hasta gönlüm çok zamandır iftirâkından harâbOlmadım bir lahza rahat geçti devrânım bir ümitsiz gizli derdin zehrineBu sebepten her geçen gün düştü dermânım benim. Yok teselliden nasîbim vermeyin zahmet banaEtmeyin bunca eziyet az mı hicrânım tutar sen her bakışta kastedersen cânımaYâremi sar merhem ol da akmasın kânım benim. Arif Emre her ne etse râzıdır fermânınaSahibimsin hem efendim hem de sultânım benim. Süleyman Arif Emre KAN TUTAR Leblerimle emrine âmâdedir cânım benim Alda bir bûseyle öldür haydi cânânım benim Lâl olur birden dilim bilmem neden görsem seni Görmesem kalmaz karârım dinmez efgânım benim. Hasta gönlüm çok zamandır iftirâkından harâb Olmadım bir lahza rahat geçti devrânım benim. Mübtelâyım bir ümitsiz gizli derdin zehrine Bu sebepten her geçen gün düştü dermânım benim. Yok teselliden nasîbim vermeyin zahmet bana Etmeyin bunca eziyet az mı hicrânım benim. Kan tutar sen her bakışta kastedersen cânıma Yâremi sar merhem ol da akmasın kânım benim. Arif Emre her ne etse râzıdır fermânına Sahibimsin hem efendim hem de sultânım benim. Süleyman Arif Emre
Bu mesaj 'en iyi cevap' seçilmiştir. " Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik". el-Enbiyâ Sûresi, 107 Şüpheziz, seni biz, şâhit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik". Fetih Sûresi, 8 "Ey örtüsüne bürünen peygamber. Kalk, insanları azâb ile korkut. Rabb'ının adını yücelt Namaz'da tekbir getir. Elbiseni temiz tut. Kötü şeyleri terket." el-Müddessir Sûresi, 1-5. Düşüncene katılmam şart değil, düşünceni anlatman için savaşırım...
Emine KAYA - Allah’ın en sevgili kulu, son peygamberi, önderimiz Hz. Muhammed sas bir saadet güneşi olarak doğdu. Kurumuş toprakların su ile yeşerip hayat bulması gibi Peygamberimizsas’in gelişiyle insanlık yeniden hayat buldu. Peygamber Efendimiz’in hayatı her konuda örnek alacağımız şekilde yaşanmıştır. Biz aciz kullar O’nun ahlâkının nuruyla aydınlandık. Peygamberimiz’in ahlâkına ne zaman ulaşırız, Allah’ın sevdiği ve nimet verdiği kullardan oluruz. Rasûlullah sas dünyaya gözünü kapayıncaya kadar hep aynı huy ve ahlâk üzerinde yaşamıştır. O her zaman muhtaçlara yardım eder, zayıfları korur, insanlara tatlı sözle, güler yüzle muamelede bulunur, tevazu ve hoşgörüsünü kimseden esirgemezdi. Güneş nasıl ki Allah’a inananın da inanmayanın da üzerine doğarsa Peygamberimizsas’in dünyayı kapsayan şefkati de küçük-büyük, genç-ihtiyar, Müslüman-gayri müslim herkese aynı şekilde yayılırdı. Peygamber Efendimiz sas âlemlere rahmettir. O’nun ahlâkı Kuran ahlâkıydı. Yani her işi Allah Teâlâ’nın rızasına uygundu. O’nun kalplere yerleştirdiği iman ışığı sayesinde kalplerden yanlış inançlar silindi. Cehaletin yerine ilim, zulmün yerine hak ve adalet, kin ve düşmanlığın yerine insan sevgisi, acımasızlığın yerine şefkat ve merhamet geldi. Hz. Muhammed sas ahlâkını Kuran’dan almış bütün iyilikleri kendisinde toplamıştır. Hz. Aişe’ye Peygamber Efendimizsas’in ahlâkının nasıl olduğu sorulduğunda o şu cevabı vermiştir “…O’NUN AHLÂKI KUR’AN İDİ.”[1] Resûlullah’ın sas ahlâkının Kur’an olması demek, Kur’an’ın uygun gördüğünü uygun görmesi, Kur’an’ın beğenmediği bir işi, bir hareket tarzını beğenmemesi demektir. Bir şeye kızıyorsa, o şeyi Kur’an çirkin gördüğü için kızması, bir kimseyi seviyorsa, onun tutumunu Kur’an tasvip ettiği için sevmesi demektir. Kur’an’ın helâl saydığını helâl, haram saydığını haram sayması ve öylece uygulaması demektir. Osas’nu Yüce Allah yetiştirdi ve insanlara en güzel örnek, insanların kurtarıcısı ve önderi olsun diye özel olarak terbiye etti. Bu konuda Peygamber Efendimiz sas şöyle buyuruyor “Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi güzel yaptı.”[2] Rasûlullahsas’ın yanında her karakterden insan bulunurdu. Bu insanlarla tek tek ilgilenip, eksik ve hatalarını düzeltmek için onları uyarmış, temizliklerinden imanlarına kadar onları her konuda eğitmeye çalışmıştır. Onun bu şefkat, sevgi dolu, anlayışlı ve sevimli tavrı birçok insanın kalbinin dine ısınmasına ve Osas’na büyük bir içtenlik ve sevgi ile bağlanmalarına vesile olmuştur. Allah Peygamber Efendimizsas’in çevresindekilere gösterdiği bu güzel tavrını Kur’an’da şöyle bildirmektedir “Allah’tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılıp giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile.”[3] Müslüman olarak bizim görevimiz, Peygamberimizsas’in ahlâk ve fazilet dolu hayatını iyice öğrenmek ve onun ahlâk davranışlarını örnek olarak yaşamaktır. Allah Kur’an-ı Kerim’de Peygamber Efendimizsas’in örnek dolu ahlâkı için şöyle buyurmuştur “Andolsun ki, Allah’ın elçisinde sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmaya inanan ve Allah’ı çok anan kimseler için en güzel bir örnek vardır.”[4] İnsana ait yaşamın her anı ve her safhası için O’nun asil hayatı ve güzel ahlâkında olması gereken, olgunluk ve kemâle işaret eden bir örneklik vardır. “Muhammedi Risalet” adlı eserinde Seyyid Süleyman en-Nedvi bu hususu şu güzel cümleleri ile ifade eder “…eğer zengin ve varlıklı bir insan isen, Rasûlullah’ın Hicaz’la Şam arasında eşya taşıdığı ve Bahreyn’in hazinelerine sahip olduğu zamanı hatırla! Ve sen de O’nun gibi hareket et. Eğer fakir ve yoksul isen Rasul-i Ekrem’in Ebu Talib mahallesinde mahsur kaldığı, vatanını ve bütün mülkünü terk ederek Mekke’den Medine’ye hicret ettiği zamanı düşün. Eğer hükümdar isen O’nun Arapların idaresini ele geçirdiği, her tarafa hâkim olduğu, ileri gelenlerin, şan ve şeref sahiplerinin O’na itaat ettiği zamanı hatırla. Eğer zayıf ve kimsesiz isen Rasûlullah’ın Mekke’de yaşadıklarını hatırla! O’nda senin için güzel bir örnek vardır… Eğer fatih ve muzaffer bir hükümdar isen Bedir’de, Huneyn ve Mekke’de düşmana galip geldiği günlere bakarak Peygamber Efendimizin hayatından ibret al. Eğer mağlup olmuşsan Uhud harbinde Rasûlullahsas’ın şehid ve ağır yaralı ashabı arasındaki halini düşün. Eğer öğretmen isen mescidin sofasında ashabına nasıl öğretmenlik yaptığını hatırla! Eğer öğrenci isen Cebrail’in huzurunda nasıl diz çöküp hidayet istediğini düşün. Eğer nasihat eden bir vaiz, emin bir mürşit isen Mescid-i Nebevi’de bir kütük üzerinde vaaz eden Rasûlullahsas’a kulak ver. Eğer hiçbir yardımcın olmadığı halde hakkı ayakta tutmak, iyiliği haykırmak istiyorsan Mekke’deki zayıf haline rağmen Peygamber Efendimizin hakkı açıkça ilan ettiği zamanı hatırla. Eğer düşmanını yenersen, Rasûlullahsas’ın Mekke’yi fethettiği günü hatırla. Hakem ya da hâkim isen, İslam güneşi doğmadan önce, Kureyş reisleri birbirine girmek üzereyken Rasûlullahsas’ın Hacer-i Esved’i yerine koymak için verdiği hükme bir göz at. Sonra gözünü çevir ve bir daha bak Rasûlullah’ın Medine mescidinin avlusunda insanlar arasında adaletle hüküm verdiği zamanı düşün… Hülasa her ne olursan ol, ne işle uğraşırsan uğraş yaşadığın müddetçe, günün her saatinde Rasûlullah’ın hayatında senin için güzel bir hidayet, hayat karanlıklarını aydınlatan güzel bir misal vardır. Böylece işlerin düzelir, sıkıntıların sona erer… O’nun hayatı bütün insanlık için hayatın her safhasında örnekti. O’nun hayatı aydınlanmak isteyenler için bir nur, hidayete ermek isteyenler için bir kandil, doğru yolu bulmak isteyenler için de bir rehberdi.” İnsanlara dünya ve ahirette mutlu olmanın yolunu gösteren Peygambersas’in öğrettiği ahlâk ilkelerini önce kendisi uygulayarak bütün insanlık için en güzel örnek olmuştur. Ne mutlu onun gösterdiği aydınlık yoldan gidenlere. Ne mutlu onun yaşayışını ve ahlâki davranışlarını örnek alanlara… [1]- Müslim, Müsâfirîn 139. Ayrıca bk. Nesâî, Kıyâmü’l-leyl 2 [2]- Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, I, 12 [3]- Âl-i İmran Suresi 159. ayet [4]- Ahzab Suresi 21. ayet
peygamberimiz için yazılmış naat örnekleri